‘İfadeler, itiraflar’ var; tabii bir de ‘iftiralar.’
Sonuncusu, sıradan hayatlarının bir anındaki sıradan bir ‘ilişki, şüphe, suçlama, iftira’ yüzünden kim bilir kaç masum insanın, ailelerin hayatını yakıyordur.
Ne bunu görmezden gelebiliriz…
Ne de hakiki ifadeler, itiraflar ile zaten olan bitenleri.
Bu ‘Kötülük Fırtınası’nı iktidar sadece ‘terör örgütü, paralel yapı, darbe’ ile izah ediyor. Tabii ki en büyük dışavurumu bunlar.
Ama kötülüğün nasıl mümkün olduğu geçiştiriliyor. Sadece ‘Kötü’nün sinsiliklerine, kurnazlıklarına, kötülüklerine havale ediliyor. Belki bir de ‘dış’ ilişkilerine.
Oysa ‘Kötü ve Kötülükleri’ esas iç imkânlar sayesinde daha mümkün hale gelmiş.
Elbet buna ‘paralel yapılanma’ denebilir ama terfilerde, tayinlerde, ‘istediklerini alıp vermekte’, Emniyet İstihbarat başına özel tercihlerde, kaynak ve imkân sunmakta, hatta Örtülü Ödenek’i açmakta ‘asıl yapı’nın, yani iktidarın, hükümetlerin de sorumluluğu yok mudur Allah aşkına?
Bırakın yasal sorumluluğu, kesif bir utanç konusu bile olmaz mı?
Sadece saflıkla mı açıklanır?