Trump’ın seçilmesi kritik eyaletlerin analizini yapanlar için belki sürpriz olmadı, ama kazanması bunu tahmin edenler için bile psikolojik bir şok yarattı. Bunun nedenlerinden biri Trump’ın hiçbir konuda popülist söylemin ötesine geçen şekilde ciddi önermeler ve projeler sunmamış olması. Hatta birçok gözlemci Trump’ın zaten böyle bir fikriyata sahip olmadığını düşünüyor. O nedenle analizler seçmenlerin niçin popülizmi tercih ettiği üzerine yoğunlaştı ve söz konusu tercihin Obama’nın yanlışları nedeniyle yapıldığı noktasına gelindi.
Her iki taraf da bunca yıl ideolojiden hareketle siyasi kimlikler ürettiler ve bunları kültürel bir bakışın, anlam dünyasında yoğurdular. Dolayısıyla liberallik ve muhafazakarlık birer hayat tarzı ve anlayışı da oldu. Ancak her iki tutum da moderndi… Her iki tarafın da ahlaken savunduğu, meşruiyet atfettiği tezleri ve doğruları vardı.
Trump ‘olayı’ post-modern bir duruma verilmiş pre-modern bir tepkiye benziyor… Emek verip post-moderni katılımcı bir sistematik içinde üretemezsek, dünyanın pre-modernlerin eline geçebileceğini hatırlatıyor ve post-modern dünyada bu tür liderliklerin popülizmden sonra gidecekleri yolun az çok belli olduğu uyarısını yapıyor.