Neticeyi tanımlarken karmaşık bir olguyu basitleştirmekte, nedenleri seçerken kendi ideolojimize ve psikolojimize dayanmaktayız. Neticenin kime ‘yaradığı’ sorusu da bize yardımcı olamaz. Çünkü ‘yarara’ yine kendimize göre, ilgili aktörün anlam dünyasını ve amaçlarını bilmeden karar veriyoruz. Sonuçta karşımızdaki aktörü ‘kendi içinden’ anlamaya çalışmaktansa, kafamızdaki bir önermeden hareketle zihnimizde yeniden inşa etmekteyiz.
Bunun vahim bir sonucu var… Dünyayı birlikte yaşadığımız ve birçoğu ile mücadele içinde olduğumuz aktörleri gerçekten anlama şansımız ortadan kalkıyor. Dolayısıyla bugün revaçta olan bilumum ‘üst akıl’ önermeleri, aslında ABD’den IŞİD’e hiçbir aktörü anlamamamıza neden oluyor.
Ayrıca bugün yaşananı daralttığımız ölçüde geçmişi de daraltıyor, onu da anlama yeteneğimizi kaybediyoruz. Sonuç bugünün psikolojisine esir düşmüş bir tarih anlatısı ve siyaset analizidir. Türkiye’nin aydınları bu türden uyduruk ‘gerçek avcılığının’ peşine takılmaya genellikle çok teşne. Oysa bu düşünmenin ve anlamanın, daha net ifadeyle ‘anlamak üzere düşünmenin’ inkarıdır. ‘Netice’ olarak bir geri kalmışlık halidir ve nedenlerini anlamak için kendimiz üzerine düşünmeyi gerektirir.