İnsanlık tarihi ve siyasi tarihte “temel çelişki ve mücadeleler”i izah etmenin birçok yöntemi var herhalde. Galiba birisi de şu olabilir:
Birileri der ki: Susma, sustukça sıra sana da gelecek!
Başka birileri de der ki: Sus, susmazsan sıra sana da gelecek!
Bırakın tam siyasi vakaları, misal Hıristiyanlık da İslam da “kurulu düzenler”e başkaldırı, isyan ve onların “sus, susmazsan sıra sana da gelecek” baskılarına karşı “susmama” eseridir.
Tamam, tüm güç biçimleri gibi, (hemen) sonradan dinler de ikinci tavsiye-uyarı-tehdide geçer. “Dinler” diyoruz ama tabii fiilen onları (kendilerince) yorumlayıp otorite tesis eden din ve devlet hükümranları!
“Susma, sustukça sıra sana gelecek” önermesi bazen tarih değiştirir…
Ancak tabiatta, insanlarda ve anlaşılan maymunlarda doğal tarihsel hal, yani olağanüstü olağan hal, “Sus, susmazsan sıra sana gelecek” olmalı.
Kimi dini, siyasi otoriter otoriteler budur; Nazizm, Stalinizm, faşizm, kölecilik, engizisyon, soykırımlar, 12 Eylüller budur. Bunu iyi ve esasen kötü biliyoruz.