O devrimci gruplar Türkiye’nin de kısmi desteği ile varlıklarını sürdürmemiş olsalardı, bugün Hür Suriye Ordusu yahut Ahrar-ı Şam’ın tuttuğu bütün mevziler Bağdadi Grubu yahut PYD’nin elinde olabilirdi.
“Fırat Kalkanı” gibi operasyonlar için zerre kadar zemin kalmayabilirdi. Suriye denkleminde bugün Türkiye’nin esamesi okunmayabilirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün “Suriye’de Türkiye’nin içinde yer almadığı bir senaryo devreye sokulamaz” diye konuşamayabilirdi.
Tu kaka edilen Suriye siyaseti, Suriye’de bize ait veya en azından bize dost mevzilerin kalabilmesine hizmet etmiştir. O mevziler kalmasaydı kim takardı Türkiye’yi? Gelinen nokta, Suriye siyasetinin doğruluğunu ve dahî başarısını ifade ediyor.
Bu siyasette yanlış diyebileceğimiz tek şey, devrimcilere ağır silah yardımı konusundaki çekingenlikti ve şimdi o yanlış da düzeltiliyor. “Fırat Kalkanı”, beş senedir takip edilen Suriye siyasetinin revizyonu filan değil, öteden beri yapılmasını beklediğimiz bir gereğidir.