FIRAT ERGENE
“Metin dışı [içerik] yoktur. […] Rousseau’nun eseri olarak tanımlanabileceği sanılan şeyin ötesinde ve arkasında, hiçbir zaman yazıdan başka bir mevcut olmamıştır; her zaman ikame ediciler, ancak öteleyici gönderge zinciri içinde ortaya çıkabilecek yer-tutucu imlemeler mevcut olmuş, ‘gerçek’ ancak bir izden ve bir çağrı vb. dan hareketle anlam kazanarak sahneye çıkıp [tabloya] eklenmiştir. Ve bu böyle sonsuza dek gider, çünkü metinde okumuşuzdur ki, mutlak şimdi, doğa, ‘gerçek anne’ vb. gibi sözcüklerin ad olduğu şey her zaman elimizden kaymıştır, hiçbir zaman varolmamıştır; anlamı ve dili açan şey, doğal mevcudiyetin kayboluşu olarak bu yazıdır.”
Jacques Derrida, Gramatoloji
“Burada bir şeyler oluyor,
Ve sen ne olduğunu bilmiyorsun;
Öyle değil mi, Bay Jones?”
Bob Dylan – Ballad of a Thin Man
Her ne kadar tarihi anlayış şeklimiz bir takım öncelikli aktörler ve onların imtiyazlı kararları üstüne şekillense de bazen öngörülmedik kişilerin öngörülmedik hareketleri tarih anlatısını değiştirebiliyor.
1966 yılında John Hopkins Üniversitesi’nde düzenlenen “Eleştirel Diller ve İnsan Bilimleri” konferansına Luc de Heusch’un katılamaması üzerine davet edilen Derrida da tarih akışında büyük bir çatlak oluşturdu.
Her yapının sınırları içinde bir merkezi olduğu ve yapının sınırlarını ve yapı içindeki diğer aktörlerin oyunlarını bu sınırlar içinde devam ettirdiği düşüncesine karşı çıkan Derrida; içerik, element ve terimlerin ikamesinin mümkün olmadığı merkezin, yapının içinde yapıyı yönetirken bir yandan da yapıyı meydana getirenden inşa edilmiş olmasının yine merkezin yapısaldan kaçmasına sebep olduğunu söylüyordu.
Yani merkez yapının içindeyken bir yandan da yapının dışında kalıyordu; merkez, merkez değildi.
Ekonominin düşünceyi gerçek hayata gerçekten etki eden bir aktör olarak kabul eden (en azından etkin piyasalar teorisi harici teorilerde) beşeri bilimler arasında olması sebebi ile bu düşüncenin günümüz finansal yapısına uygulanması tıpkı 1966’daki konferans gibi ilginç çıkarımlara sebebiyet veriyor.
Çıkarım yapmaya çalışacağımız örnekleri somutlaştırırsak: 26 Ağustos’ta FED başkanı Jennet Yellen’ın yaptığı konuşmada verdiği Eylül sonundaki FED toplantısında bir faiz arttırımı olabileceğine dair mesajın etkileri.
Ekonominin bu kabulü dönüşen toplumda bilginin bir doğayı tercüme aracı yerine yepyeni bir anlatım gücüne kavuşmasında gizli. Bu süreç bir insanın bir toplum bireyiyken ekonomik bir varlığa evrilmeye başlaması ile üstüne koyan (ileriye giden) kültür- tarih anlayışı ile tekrar edilmeye başlayan hikaye(ler)in hayatımıza ağırlığını koymasıyla bütünleşiyor.
Bir konferansın milyarlarca insanın hayatını değiştirmesine gelirsek:bilginin aktarım hızı arttıkça aktörleri her zaman insan olmayan yeni aktörler ve yeni hikayeler daha hızlı ortaya çıkmaya başlıyor.
Ekonominin düşünceyi ve gündelik hayatı değiştirme gücüne sahip olduğu şüphesiz ancak bu geribesleme sürecinin iki taraflı çalıştığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerek. FED’in merkezde olduğu varsayımında,merkezin de bir takım ekonomik veriden bazı anlamlar üreterek merkezinde olduğu yapıyı yönetmesi bekleniyor.
FED’den 2015 yılının eylül ayındaki toplantı öncesinde gelen iyi veriler ışığında faiz arttırması beklenirken faiz oranlarında değişikliğe gidilmemesi piyasaları şaşırtmıştı. Önümüzdeki eylül ayındaki toplantıda ise bir yandan ekonomik verilere bakıp (geçtiğimiz ay gelen büyüme verisinin yeterli olup olmadığı) bir yandan da alınacak kararın global ekonomiye etkisi değerlendirilecek.
Ancak bu kararın ekonomik yapının merkezinde olduğunu ve ekonomik yapıyı şekillendirecek içerikte olduğu beklentisi piyasaya hala hakim olmasına rağmen; FED aslında eylül 2015’de kendisinin bu yapının merkezinde olmadığını net bir şekilde ifade etmişti.
Aynı kör beklentinin (Çin’deki ekonomik belirsizliklerin yerine BREXIT’i koyarak ve ABD başkanlık seçimlerini üstüne ekleyerek) bugunkü durumla benzerliğine dayanarak ve Deutsche Bank’ın 2015 eylül FED toplantısına dair benzerine az rastlanan analizinin bu toplantı için de geçerli olacağını öngörebiliyorum.
Aynı şeyleri değiştirip yazmaktansa daha iyi yazılmışını paylaşmak daha doğru olacak.
“Gelen güçlü ABD verilerine rağmen, global ekonominin kırılganlığı ve güçlü dolar krizin merkezinde yer alıyor. Gelişmekte olan piyasalardaki durum risk algısı için olumsuz[…] Faiz arttırımı ve kuvvetli dolar herşeyi daha kötü hale getirebilir. Bu yüzden piyasa tersini beklese de; FED bir şey yapmamayı tercih etti.
[…] 2008 krizinden sonra ekonomik projeksiyonlara duyulan güvenin azalmasının karışık sinyalleri arasında FED’in kararı gösterdi ki; eğer hiç bir gösterge çalışmıyorsa sağduyu en doğru rehberdir, ve bu mücadelenin galibi de sağduyu oldu.
İşte bu herşeyi değiştiriyor.
Güç ilişkileri ortaya saçıldıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu açıdan her şey status quo olarak gözükse de FOMC bir anlamda geriye dönük olarak kendi sebeplerini yaratan gerçek bir olaydı.
[…] Gittikçe net bir şekilde ortaya çıkıyor ki, Fed’in iletişim stratejisi sinemada dördüncü duvarın kaldırılmasının birebir karşılığı. Aktörler seyircilere seslenip sahne ilüzyonunu sonlandırdıklarında artık izlenmedikleri ilüzyonuna tekrar sahip olamazlar. Değiştirilemez izleyici bir anda değiştirme yetisine sahip, değiştirilebilir bir gözlemciye dönüşüyor. Artık gözler sonda değil yolda – izleyicinin izlediği şey artık dışa kapalı ve kaçınılmaz bir hikaye değil. Piyasa kendini farklı bir açıdan izlemeye başlıyor, gözlemcinin gözlemcisinin gözlemcisi olarak.”
Hikayenin Différance’ı
Différance, kelimelerin yazılı veya sözlü dilde işaret edilenin semboller tarafından asla tamamıyla ifade edememesini; işaret edilenin sürekli başka işarete ötelenerek asıl hedeflenen işaret edilene bir türlü ulaşamamasını tasvir etmek amacıyla Derrida tarafından ortaya atılan bir kavram.
Cümleleri oluşturan kelimeler tek başlarına tam bir anlam ifade etmiyorlar; ve anlamları ancak cümle içindeki diğer kelimelerle tam olarak işaret edebilecekleri semboller içindeki seçeneklerin azaltılarak anlamları biraz netleşebiliyor.
Ama bu süreci tamamlayabilmek için sürekli yeni kelimeler ve cümlelere ihtiyaç duyulacağı için işaret etme suretiyle mutlak anlatının bir yanılgıdan ibaret olduğu ortaya çıkıyor.
Finansal hikayeyi kelime olarak olayları kullanan bir cümle olarak düşünürsek tıpkı differance’taki gibi sonsuz bir öteleme ile yüzleşiyoruz.
Mevcut faiz arttırım temasının arkaplanı olan 2008 krizinin sebebine baktığınızda; 2000 dot-com krizinden Körfez Savaşı’na, 1973 petrol krizine; oradan 1971 Bretton Woods’a doğru sonu gelmeyecek bir hikayeye başlıyoruz. Çünkü hikayenin ‘inandırıcılığı’ ve cümlenin bütünlüğü, varlığını sürdürebilmek için başka hikayelere muhtaç.
Her ne kadar hikayenin devamı için bu mutlak karar anlarından oluşan kırılma noktaları kaçınılmaz gözükse de karar vermekle yükümlü görülen FED’in kendine dair algısı nasıl olabilir? Bu hikayenin devamını kendisine sunulan senaryodan oynamakla yükümlü bir aktör olarak mı, yoksa sadece karar verilen zamanda karar verilen yerde bulunan bir izleyici mi?
Eğer verilen kararların üstüste gelerek bir hikaye oluşturduğunu kabul ediyorsak; evet, bu kendi kendini yazan hikaye içinde Yellen’ın 26 Ağustos konuşmasında verdiği faiz arttırımı mesajı ve eylül ayındaki FED toplantısının sonucu bir kırılma noktasına dönüşüyor.
Ama aktörler oynadıkları filmlere onu meydana getiren çabaları ile hikayeyi birbirinden ayrıştırmadan nasıl inanabilirler ki?
Bir yapının ortasına konulan merkezin, varlığına dair tek dayanağı çevresindekilerin onun yapının merkezinde olduğuna dair inançları ise, merkez varlığını çevresine borçludur. Tıpkı bir filmin gerçekliğini ona inanan seyircide bulması gibi.
Sonuçta filmi ortaya çıkaran aktör kendi yarattığı hikayenin tamamını izlediğinde inandığı şey kendisi tarafından meydana getirilen ayrıştırılmış sahneler yerine yerine ortaya konan yeni bütün olacaktır.
Çünkü filmi oluşturan parçalar ve hikaye varlığını kendi kendini yukarıdan gelerek dayatan bir niteliğe sahip değildir, tersine varlığı irdelendiğinde karelerin birleşimi olsa da filme film kalitesini veren kendi hikayesinin varlığına duyulan inançtır.
İnancımızın aksine FED ve piyasa tarafından yazılmakta olan hikaye de stabil, kaçınılmaz düz çizgiler ve öngörülebilir sonuçlardan oluşmuyor.
Bu kırılma anı için merkezin yönettiğine inanılan parçaların ağırlığı en az bu kritik kararın ortaya çıkacağı odada bulunan FED üyelerinin algıları ve inançları kadar belirleyici olacak.
FED’in faiz arttırımı dışında finans gündemi tarafından pek çok şey daha ‘öte’lendi; Derrida’nın üyesi olduğu bir FED’in toplantısında bu duruma bir göndermenin göze çarpması beklenirdi şüphesiz.