H. BURAK GEMALMAZ*
2014 yerel seçimleri hata ve hile iddialarının en çok görüldüğü seçim oldu. Bazı il ve ilçelerdeki oylar tekrar sayıldı, tutanaklarla karşılaştırıldı, bazı yerlerde belediye başkanlıklarını kazananlar değişti. Üstelik bazı illerdeki hukuki süreç halen bitmiş değil.
Hukuktan bahsetmek bu aralar biraz komik kaçabilir ama…
Seçim sürecinde, özellikle oy sayımında hata ve/veya hile yapıldığı iddiaları, meseleyi hukuk alanına çekiyor. Gerçi Türkiye’de hukuktan bahsetmek bu aralar biraz komik kaçabilir ama her şeyin olduğu gibi seçimlerin de tabi olduğu hukuki bir rejim var.
YSK’nın kesin kararları nihai
Türk hukukunda Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçim sürecindeki bir mesele hakkında verdiği kesin kararlar nihai mahiyette. Uygulamada genellikle il seçim kurullarının kararlarına itiraz yoluyla önüne gelen meseleleri ve kimi hallerde kendisine doğrudan yapılan şikayetleri kesin olarak sonuca bağlamak yetkisi YSK’ya tanınmıştır. Meseleyi evrak üzerinde inceleyen YSK’nın bu kararına karşı herhangi bir mercii veya yargısal makam önünde itiraz etmek veya dava açmak hakkı tanınmamıştır (Anayasa md. 79, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun md. 132).
Bu noktada seçim süreçlerindeki kesin kararların, seçim hukukun kendi içindeki hukuki yolları dışında kalan ve insan haklarına uygunluk denetiminin yapıldığı bireysel başvuruya konu olup olamayacağı sorusu cevaplanmayı bekliyor.
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu kapalı mı?
Anayasa Mahkemesi (AYM) Kanunu uyarıca, bazı işlemler doğrudan bireysel başvuruya konu olamaz.
Anayasa’nın yargı dışında tuttuğu işlemlerden biri de YSK kararları.
Buna karşılık, Türk siyasi hayatının seçim aşamasına ilişkin neredeyse tek nihai yetkili organının kararlarının yargı denetimi, özellikle de AYM bireysel başvuru denetimi dışında bırakılmasını seçme-seçilme hakkıyla bağdaştırmak güç.
AYM bir temyiz mercii değil
Bir kere bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini inceleyen farklı bir yargısal şikayet/başvuru türü. Bireysel başvuruda kanun yollarında yapılması gereken incelemeler yapılmaz; AYM bir temyiz mercii değildir.
Oysa Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı kararlar, aslında temel haklar bakımından değil, o hukuki uyuşmazlığın esası bakımından dışarıda bırakılmıştır. O hukuki uyuşmazlığın temel haklar boyutu, pekala AYM önüne götürülebilir.
Elbette, uyuşmazlığın hukuki özüyle temel hak kısmı özdeşleşebilir veya iç içe geçebilir. Böyle durumlarda ise kaçınılmaz olarak uyuşmazlığın insan hakları boyutu öne çıkartılmalı ve mesele AYM’ce incelenmeli.
Açılım umudu
Kanun karşısında bu tip yorumların fazla bir anlamı olmadığı düşünülebilir. Ancak AYM’nin bireysel başvuru usulünde yeni verdiği bir karar, bazı açılımların mümkün olabileceğine dair umutları yeşertiyor.
Bu yeni kararda AYM ilçe seçim kurullarının bireysel başvurunun amaçları bakımından yargı yeri niteliğinde olduğuna ve bu neden ilçe seçim kurulları önündeki süreçlerde adil yargılanma hakkının uygulanabilir olduğuna karar vermiştir (İsmail Taşpınar Başvurusu, No. 2013/3912, 06/02/2014, para.29-48)
Bekleyip göreceğiz
Bu karardaki gerekçeler YSK için de kısmen geçerli olduğundan YSK’nın da artık en azından bireysel başvuru amaçları bakımından yargı yeri olarak niteleneceğini öngörebiliriz. Ancak, bu karar ilçe seçim kurullarının özel görevleri kapmasındaki (meslek odası seçimi) kesin kararlarına ilişkin olduğundan YSK kararları söz konusu olduğunda halen konu bakımından kapsam dışında kalma olasılığı yüksektir.
Bunu bekleyip göreceğiz.
AİHM yolu usulen açık mı?
Normalde YSK kararları sonrası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmak mümkün. Eğer AİHM YSK kararı sonrası AYM bireysel başvuru usulünün mevcudiyeti/etkililiği olduğuna karar verirse bu durumda iç hukuk yolları tüketilmediği için başvuru reddedilir. Ancak bu haliyle iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabuledilemezlik kararı verilmesinin bir zararı yok. İç hukuktaki tüketilmeyen yolu tüketip AİHM’e tekrar başvurmak mümkün.
Buradaki olası sorun, dosya AİHM’deyken iç hukukta tüketmeniz gereken yol için ulusal mevzuata göre aranan başvuru koşullarına, özellikle de varsa süre koşuluna riayet etmemiş olabilirsiniz. Ulusal mevzuata aykırı hatalı başvurulardan kaynaklanan hak kayıplarından sorumluluk, istisnai bir durum olmadıkça, başvurucunun üzerindedir.
AİHM ve AYM’ye aynı anda başvurulmalı
İşte hem bu riski de ortadan kaldırmak hem de AYM’ye seçme ve seçilme hakkı bağlamında içtihadi açılım geliştirmesine bir şans vermek için YSK kararı sonrası AİHM ve AYM’ye aynı anda başvurulmalı. Eğer AİHM, AYM’nin bu konuda dahi tüketilmesi gereken bir yol olduğuna karar verirse, zaten AYM’ye zamanında bir başvuru yapıldığı için herhangi bir sorun doğmaz.
AİHM yolu bütün seçimler bakımından mı açık?
Buraya kadar meselenin usuli kısmını görmüş olduk. Ama bir seçme ve seçilme hakkının kapsamı üzerinde durmak gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) sisteminde seçme-seçilme hakkının kapsamının “yasama organıyla” sınırlı olduğu görülüyor. Yerel yönetim seçimleri, bu organlar yasama veya yasama benzeri faaliyet gütmediği için koruma alanı dışında kalıyor.
Ne gibi hukuki sorunlar doğmuş olursa olsun, üniter bir devlet niteliğinde olup idari vesayete Anayasa’sında yer veren Türkiye’deki 2014 yerel seçimlerinin seçme ve seçilme hakkı kapsamında AİHM’in denetimine sokulması mümkün gözükmemekte.
Eleştiriye açık
Ancak AİHM’in bu yaklaşımı eleştiriye açık. Günümüzde yerel idarelerin giderek güçlendiği merkezi idarenin yetkilerinin daraltıldığı bir süreç içerisinde olduğumuz hesaba katıldığında AİHM’in yaklaşımı demode kalmakta.
Üstelik yerel idare seçimleri, AİHM’in AİHS’ye sözleşmeye uygun tek yönetim biçimi olarak benimsediği demokrasinin gelişmesine katkıda bulunmakta.
Bu yüzden de yerel idarelerin yetkileri hemen her devlette giderek artmakta. Belki üniter devletler özelinde AİHM’in yaklaşımı yerinde kabul edilebilir ama aynı yaklaşım yerel yönetimlerin kuvvetli yetkilere sahip olduğu federal ve/veya üniter olmasına rağmen bölgeli devletlerde aynı derecede geçerli değil.
Sonuç olarak…
Seçme ve seçilme hakkına aykırı olduğu iddia edilen durumlar bakımından AYM bireysel başvuru yolu temelde usulen kapalı. Usulen açık olan AİHM yolu da esasen prensipte sadece yasama organı seçimleri için koruma sağlıyor.
Diğer yandan yerel idare seçimleri ve/veya bu makamlara seçilenlerin görevleri AİHS’deki diğer bazı haklar tarafından hala korunuyor. Yani, seçme ve seçilme hakkının uygulama alanı bulmaması, bütün insan hakları korumasını ortadan kaldırmaz. Özellikle ifade özgürlüğü meseleleri söz konusu olduğunda durum böyle.
Aslında Anayasamız, AİHM’in dar anlayışının çok ötesinde bir seçme ve seçilme hakkı perspektifi sunuyor. Anayasamız genel seçimlerle yerel seçimleri tabi olacakları esaslar bakımından aynı kapsamda görmekte.
Umut var
Dahası AYM, belirgin ve sistemli olmamakla birlikte, meslek kuruluşlarının yönetim, disiplin ve denetim kurullarına yönelik seçimlerde de seçme ve seçilme hakkına dair düzenlemelerin uygulama alanı bulacağına ilişkin bazı değerlendirmeler yapmıştır.
Dolayısıyla en azından AYM sisteminde seçme ve seçilme hakkının daha geniş anlaşılabileceği umutları taze.
Bu açıdan bakıldığında, eğer yukarıda ileri sürüldüğü gibi AYM usuli sorunu çözmek yönünde bir açılım geliştirebilirse, yerel seçimlerin de anayasal bireysel başvuru usulünde seçme ve seçilme hakkı kapsamına girmesi mümkün olabilir. Ulusal bir düzenleme AİHS’den daha geniş bir koruma sağladığında, ulusal düzenlemenin esas alınacağı AİHS’in amir hükmü.
Kritik bir karar
Son olarak, AİHM’in haftaya salı günü (8 Nisan), Prof. Dr. Baskın Oran’ın 2007 milletvekili seçimlerindeki bağımsız adaylığı sırasında gümrüklerde verilen oylardan yararlanamaması ve seçime katılan partilerle aynı propaganda imkanına (TRT özelinde) sahip olmamasının seçilme hakkına aykırı olduğunu yönündeki iddialarını hükme bağlayacağını haber verelim (No. 28881/07 ve 37920/07).
AİHM ayrıca, seçme ve seçilme haklarının ihlal edildiğini iddia edenler için ulusal hukukta etkili bir hukuki çare olup olmadığını da karar verecek. Eğer AİHM ihlal kararı verirse, Türkiye’nin kapsamlı mevzuat değişimine gitmesi gerekecek.
* Doçent doktor, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yazının geniş hali için tıklayın




