AKP’nin başarısının asıl nedeni, toplumsal dinamiğin sahici temsilcisi ve taşıyıcısı olmasıdır.
Bu seçimde insanlar AKP’ye oy verirken, aslında kendi iradelerinin sürekliliğine ve dolayısıyla geleceklerine sahip çıkmış oldular. Seksen yıllık otoriter cumhuriyet rejiminin ardından askerî vesayeti geriletmiş ve kendine yeniden inşa yolunu açmış olan bu kitle, 17 Aralık’ı doğrudan kendisine, hedef ve hayallerine yönelik bir tehdit olarak gördü.
Türkiye çeperden gelerek merkezi ele geçiren, onu kendi değer sistemi ve toplumsal ağları çerçevesinde yeniden inşa etmeye yönelen bir halk hareketine tanık oluyor.
Laik kesimin ve CHP’nin bu olayı gerçek boyutlarıyla kavrayamaması şaşırtıcı değil. Onlar zaten çok uzun yıllardır muhafazakâr kesimi anlamamakta ve anlamak istememekte inat ediyorlar. Belki kendi kimliklerinin ‘üstünlüğünü’ korumanın bir yolu da budur.
Muhafazakâr toplumsal tabandan gelenlerin söz konusu dinamiği görememeleri ise ancak siyasi basiretsizlikle veya iktidar hevesi ile açıklanabilir.
Sonuçta bu seçimlerde topluma farklı bir soru soruldu… Mesele yolsuzluk değil darbeydi, çünkü soru gelecekle ve demokrasiyle ilgiliydi.
Unutmamak lazım ki yolsuzlukların varlığı bir rejimi demokrasi olmaktan çıkarmıyor. Ama bürokratik mekanizmalar üzerinden darbe girişimini doğallaştıran bir muhalefet o rejimi demokrasi olmaktan çıkarıyor.