Bir Oy ve Ötesi gönüllüsünün 30 Mart dersleri: Dayanıştıkça, kenetlendikçe başaracağız
B

Mustafa Domaniç
Mustafa Domaniç
Şikago Üniversitesi Ekonomi Bölümünden mezun olan Mustafa Domaniç sırasıyla Şikago, Londra, İstanbul ve Dubai’de finans sektörünün farklı alanlarında çalışmıştır. Halen banka ve diğer finansal kuruluşlara danışmanlık vermektedir. 2005 yılından beri çeşitli bloglarda siyaset ve ekonomi üzerine yazılar yazan Mustafa Domaniç, 2007-2008 yılları arasında Washington Post News Week editörlerinden Fareed Zakaria ve David Ignatius’un yönettiği PostGlobal platformunda panelist olarak yazılarını yayınlamıştır.

mustafadomanicMUSTAFA DOMANİÇ

mustafa.domanic.diken@gmail.com

30 Mart yerel seçimleri hayatımın en ilginç tecrübelerinden biri oldu. Saat şaşması ve heyecanın karışmasıyla sabah ezanı okunurken çoktan ayaktaydık. Yatmaya giderken yine neredeyse sabah ezanı okunuyordu.

Seçim sonuçları, siyasi partiler ve seçmen davranışları konusunda sayısız analiz olduğu için ben bu hiç unutmayacağım gün içerisinde kazandığım izlenimleri küçük bir parçası olduğum Oy ve Ötesi inisiyatifi açısından paylaşmak istiyorum.

Oy ve Ötesi

20140326 oyveotesi2

 

Aylar önce Oy ve Ötesi fikri ilk tartışıldığında herkes tek bir konuda hemfikirdi. Yapılacak şey ‘nokta atışı’ olmalıydı. Gerçekleştirilebilecek bir hedef koyulmalı ve bu hedef koyulan çaba karşısında maksimum etki yaratmalıydı.

Gezi sonrası süreçte birçok güzel fikir ortaya atılıyordu. Oy ve Ötesi, hedefinin küçüklüğü ve gerçekçiliğiyle bütün bu fikirlerden ayrıştı ve hayata geçti.

Mor ve Ötesi olmasın!

 

20140326 oyveotesi1

İlk günlerde yapılan bir toplantıda, “Adı Oy ve Ötesi olan bir gruba Mor ve Ötesi hayranları dışında kim katılsın?” diye eleştirmiştim. Ben hala büyük düşünüyordum. Öyle bir şey yapılmalıydı ki kitlesel bir harekete dönüşmeliydi.

Seçim sabahı 22 bin kişiyi sandıklara yerleştirmiş olduğumuzu gördüğümde küçük düşünerek ne kadar büyük bir iş başarıldığını anladım. Sarıyer’de hemen hemen her sandığa bir müşahit koymuştuk. Telefon durmadan çalıyordu.

İnanılmaz bir mücadele

İstanbul'dan bir seçim merkezi... Fotoğraf: Murad Sezer / Reuters
İstanbul’dan bir seçim merkezi… Fotoğraf: Murad Sezer / Reuters

 

Bir arkadaşımızın annesi sandık başına gelemeyeceği için onun yerine Sarıyer gönüllülerimize kumanya hazırlamıştı. Kumanyaları dağıtmak için eşimle gezdiğim 20 farklı okulda inanılmaz bir disipline, özveriye ve dayanışmaya şahit oldum. Tehditler karşısında yılmayan, haklarının gaspına izin vermeyen binlerce kişi inanılmaz bir mücadele veriyordu. 

Seçimden bir hafta önce adaptasyon podcast’inde Oy ve Ötesi’yle ilgili bir soru cevaplamıştık: “Oy ve Ötesi Gezi ruhunun mirasçısı bir organizasyon diyebilir miyiz?”

20140212 gezi

Gezi yanlgısı

Mantıklı ama yanlış olduğunu artık bildiğim bir cevap vermiştim: “Hayır, bu çok pratik ve yapıcı bir organizasyon, Gezi daha protest bir miras benim için.” 

Belki Oy ve Ötesi’yle ilgili haklıydım ama Gezi’yle ilgili yanılıyordum.

Seçimden sonraki gün Sarıyer okul sorumlularımızdan biri, “Bize mini bir Gezi yaşattığınız için çok teşekkürler” diye bir e-mail atınca anca ayıldım. Gezi demek dayanışma demekti, kenetlenmekti.

Sabah telefondaki bağırmalarımızı, avukatları, gece 3’te seçim kuruluna kadar kavga dövüş gidenleri, ağlayanları düşündükçe Gezi’de hissettiğim o değişik, tarifi zor şeyi hissediyordum yeniden.

 

Görseller, Oy ve Ötesi'nin sitesinden alınmıştır.
Görseller, Oy ve Ötesi’nin sitesinden alınmıştır.

Çok önemli dersler

Diğer yandan Oy ve Ötesi tecrübesi hem sivil toplum hem de siyasetle ilgili çok önemli dersler çıkarmama da sebep oldu. Başarının doğru hedef belirlemenin ötesinde bazı faktörleri daha vardı:

  • Özveri: Herhangi bir projenin başarısı için, özellikle merkezdeki bir ekibin inanılmaz fedakârlık yapması gerekiyor. İşlerinden izin alıp, ailelerinden izin alıp, günlerce uykusuz kalma pahasına çalışan merkez ekibi olmasaydı bu iş olmazdı. Ben ve diğer ilçe sorumluları, okul sorumluları ve sandık müşahitleri için hem seçim öncesinde, hem de seçim sırasında özveri başarıyı getirdi. Bencilliğimizi kırdığımız zaman bir şeyler değişebiliyor, bunu gördük.
  • Kadınlar: Oy ve Ötesi gönüllülerinin ezici çoğunluğu kadınlardan oluşuyordu. Gezi’de gördüğümüz orandan bile çok daha fazlaydı. Belki sistemden en çok kendi özgürlüklerinin etkileneceğini düşündükleri, belki daha duyarlı, daha fedakâr oldukları için. Erkeklerin benzer katılım göstermesi etkiyi daha da artırabilirdi.
  • Kolektif çalışma: Oy ve Ötesi organizasyonu lidersiz, merkez ekibin sponsorluk şemasıyla ve tamamen organik ilişkilerle kuruldu. Gönüllülere güven esastı. Bu güven boşa çıkmadı. Bu bize şunu gösterdi, bırakın “Anaların duasındaki” tek adam olmayı, yeterince olgun bir yönetim olduğu sürece lidersiz bir yapı da başarıya ulaşabiliyor.
  • Pazarlama ve iletişim: Oy ve Ötesi yola çıktığı günden itibaren iki ayaklı bir projeydi. Bir taraftan lojistik, bir taraftan pazarlama. Kullanılan dil, mizah, çizilen posterler hep yapıcı ve umut doluydu. “Boş verme, oy ver”, “Sandığa gittim gelicem” gibi sloganlar gönüllü bulmamıza yardımcı oldu. Partiler üstü duruş, siyasi mesajlara koyulan mesafe çok önemliydi. Kurumsal bir yapı olmamasına rağmen tüm iletişim belirli prensipler üzerinden yapıldı. Oy ve Ötesi adına gönüllü toplamak için forumlarda, partilerde, açılışlarda konuşan herkes ortak mesajlar verdi. Medyadan güvenilir isimlerin desteği ise oyunu değiştiren bir faktördü. Ayşe Arman Oy ve Ötesi’ni yazdığı her gün bir iki bin destekçi katıldı.

Bu başarı faktörlerinin yanında seçim sistemi, partilerin teşkilat yapıları, lojistik çözümler gibi birçok teknik konuyla  ilgili önemli dersler de aldık fakat bunlar bugünün konusu değil. Bugünün konusu nasıl bir araya gelip fark yaratmayı başardığımız.

Çünkü bir araya gelmedikçe, fark yaratmadıkça, istediğimiz Türkiye’yi yaratamayacağız. Dayanıştıkça, kenetlendikçe, o tarifi zor şeyi hissedeceğiz ve başaracağız.