Batılıların Davutoğlu’na atfettiği “ılımlılık” saptamalarından anlaşılan ise kiminle cascavlak yüz yüze kalacak olmalarının tedirginliği… Mesele şu ki, bu konuda deneyimsiz değiller.
2013 Ağustosu’nda Bağdat’ı ziyaretimizde Dicle kıyısında bir grup meslektaşla hasbıhal ederken, Saddam Hüseyin’in ilk yılları aklımıza düşmüştü.
Saddam’ın Batı ile iyi ilişkiler sürdürürken, 70’li yılların petrol zenginliğiyle bu kadim kenti köprüler, otoyollarla nasıl modernleştirdiği… İçimizden birinin özetle şu ikazını hiç unutmam: “Batı’nın teşvikiyle İran’la tutuşulan kanlı savaşın yarattığı enkazı, bunu telafi etmek için toprağında hak iddia edilerek girişilen Kuveyt macerasını unutmayalım. Dünyadan tecrit oldu, kendisiyle birlikte halkını da felakete sürükledi. Bizim de başımıza aynısı gelirse ne yaparız, onu düşünmekte haddinden fazla fayda var.”
Kıssadan hisse.. Hiç kusura bakmasınlar. Davutoğlu’nun gidişiyle üzülemeyeceğiz. Zira taşlarını döşediği “dirayetliler rejimiyle” baş başayız.