1990’lar sonunda ahlaki, vicdani, siyasal ve ekonomik çürüme öyle bir noktaya gelmişti ki, sistem topyekun mundar oldu, değişim talebi gelip kendisini dayattı.
2000’lerin başındaki manzara-i umumiye, sistemin ufak tefek ayarlarla çelıştırılmasını değil, bizdeki yaygın tabiriyle tam manasıyla ‘kırklanmasını’, yani tepeden tırnağa temizlenmesini gerektiriyordu.
Çürümüş eski siyaset sınıfı yavaş yavaş gidecek, yerini farklı, ama demokratik alt parametrelerde, en asgaride uzlaşmış, sorumluluk hissi ve konsensüs ruhu gelişmiş yeni bir siyasetçi nesli alacaktı.
Eski siyaset sınıfına dair ne kadar kötücül özellik varsa, 2010 referandumu ardından geri geldi, ‘yeniler’ o vahim kültürü olduğu gibi kendilerine ithal ettiler, ‘kötü hafıza’ ağır bastı, değişim yanlıları ne kadar varsa etkisiz hale getirildi, ve sonunda, ‘kendi bencil kimliğin adına hak iddia edip iktidarı kap ve götür’ noktasına vasıl olundu.