Alem buysa, kral o!
A

nuraymert

NURAY MERT

Bu böyledir, bir ayıp ortaya çıkınca ayıplayanı çok olur. Bir güç sarsılınca, etrafındakiler dağılır. Görmeyen gözler görmeye, duymayan kulaklar duymaya başlar, söylemeyen diller bülbül kesilir. Şimdilerde tam da olan budur.

Sanki bir sabah uyanmışız ve birisi başımıza diktatör kesilmiş. Herkes masum, herkes mağdurmuş. Kanmış, kandırılmış koskoca insanlar. Onlar demokrasi gelecek sanıyormuş. Öyle sanmışlar, bir ‘sanrı’ya böyle kapılmışlar.

Böylesi ancak çocuk masallarında olur, böylesine ancak çocuklar kanar.

Oysa yetişkinler dünyası bambaşkadır; yetişkinleri büyüleyen, peri padişahları değil, güç, iktidar sahipleridir. İktidar çok şey  demektir; kimisi için para, pul, mevki, kimisi için güce yakınlık, onunla irtibat içinde olmak, bazen de gücün aklına ortak çıkmak, bu ortaklığın gönencidir.

Baştan çıkmak bir masum iş değildir

Güç, her türden hevesin önünü açan  imkanlar dünyası demektir. Dahası, kuşkusuz çok tılsımlı ve baştan çıkarıcıdır. Ama nihayetinde neye meyilli isek, bizi ancak o baştan çıkarabilir. Baştan çıkmak, hiçbir zaman, bizim dışımızda gelişen, bizi sürükleyen, bir masum iş değildir. Bizim için ne önemli, ne değerli ise onun peşinde sürükleniriz. Çoğumuzu güç  büyüler, baştan çıkarır, baştan çıkmışlığımız da gücü pekiştirir.

Sonuçta, tüm iktidar hikayeleri, bir kör sarmal hikayesidir. Güç, tapınmayı, tapınma gücü birbirine ekleyerek büyür. Mevcut iktidarın hazin hikayesi böylesi bir sarmalın hikayesiydi.

Bayağı bir hikaye

Bizim hikayemiz alabildiğine bayağı bir sarmalın hikayesiydi. Neticede sızlanmaların bayağılığı da bundan. Başbakan otoriter kişilikmiş, kimseyi dinlemezmiş, kimseyi konuşturmazmış, hele bir noktadan sonra iş çığrından çıkmış. Acaba neymiş o nokta?

Sonra, ‘iktidar zehirlenmesi’, ‘iktidar körlüğü’, ‘akıl tutulması’, ‘iktidar yorgunluğu’ neymiş? Bazıları vade biçmiş; zamanı varmış, mesela 10 yıl. Sahiden böyle mi? Bazıları otoriter doğuyor, bir yolunu bulup herkesi sindiriyor olabilir mi? İktidar nasıl zehirliyor, kör ediyor merak eden var mı? En tuhafı, siyasetin doğa kanunları gibi kanunu mu var ki, 10 yıllık vadeleri olsun?

Sakın hikaye bambaşka bir hikaye, çok daha az gizemli, daha doğrusu çok pespaye bir hikaye olmasın?

Mesela, bir siyasi heyetin toplumsal destekle eriştiği iktidar, her türden hevesi kabartmış olmasın? Kimisi zenginleşmek, kimisi zenginliğini korumak, kimisi mevki edinmek, kimisi mevkiini korumak hevesiyle bir iktidara doğru ateş böcekleri gibi meyletmiş olabilir mi?

Nihayet bizim hikayemizde, ‘Artık bizim de çok ama çok paramız pulumuz olsun’ diye yola çıkanlarla, ‘Çok ama çok paramız pulumuz tehlikeye girmesin’ diyenler yol arkadaşlığı yapmış değil mi? ‘Biz de yüksek mevkiler, olmadı küçük mevkiler isteriz’ diyenlerin kervanına, ‘Bu arada bizim mevkilere dokunmayın’cılar eklenmedi mi?  Bu arada memleketin bilgeleri, ‘Bizim demokrasiye gücümüz yetmiyor, bu gidişle de yetmeyecek, AB ipine sarıldık o işte belli ki çok uzayacak, en iyisi güçlü olanın ipine sarılalım, biz nümayişini yapalım onlar demokrasiyi getirsin’ havasına girmediler mi? Ama sadece o da değil, ‘Bunca güç mutlaka bir aklın eseri, bu aklın peşinde gitmekte fayda var’ mantığının teorisini yapmaya soyunmadılar mı?

El öpmeyle başladı her şey

Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun böylesi bir dünyanın merkezinde olanın, körleşmesinde şaşacak ne var? Bileğini bükemeyenlerin el öpmesiyle başladı her şey. El sıkışması değil (öylesi çok onurlu ve umut vadedici olurdu), el öpmesiyle. Sonra el öpme kuyruğu uzadı; koca koca iş adamları el oğuşturup gerdan kırmaya başladı, dün dudak bükenler eteğine yüz sürdüler.

Aslında her şey para pul değil veya yalnız o değil, herkes için bir imkan, bir hedef vardı; akademik mevkiler, bürokratik, diplomatik mevkiler, medya alanında sahneye çıkma, sahnedekiler için ne olursa olsun o sahneden inmeme yarışı, bir saadet/sadakat zinciri şeklinde uzadı gitti. Sus deyince susan, yap deyince yapan, yapma deyince yapmayan bu kadar çok ve çeşitli insan, iktidarda olanı şımartmaz mı, elini yükseltmez mi? Alem buysa, gerçekten de kral o değil mi? Onu kral ilan etmediler mi? Alem bu değil miydi?

Despot doğulmaz, olunur, oldurulur

Oysa, otoriter bir lider ancak böylesi bir tamahkarlığın zemininde yol alabilir, durduk yerde zehirlenmez, körleşmez. Despot doğulmaz, olunur, oldurulur.

Karşısında  el ovuşturan, kulluk eden, buna razı, buna talip bunca insan varken, iktidarı elinde bulunduranın, etrafındakiler başta olmak üzere ondan onca beklentisi olan insanlara saygısı kalır mı? Haysiyetini kendi rızasıyla eline teslim edenleri neden dinlesin?

Diğerleri mi? Ama onlar çok az! Gözden çıkarılabilecek, kurban edilebilecek kadar az, hepsi bu. Muktedirlerin dünyası böyledir, böyle oluşur. Kör bir dünyadır, mutlaka sonu gelir, ama o sonun ucu nereye çıkar bilinmez.

Şimdi, tamahkarlar kalabalığının biriktirdiği faturayı hep birlikte ödeyeceğiz, bari hiç olmazsa bu kargaşada kendilerini temize çekme fırsatçılığından vazgeçseler.