TUNCA ÖĞRETEN
Ablukanın 25 gündür devam ettiği Şırnak’ın Silopi ilçesinde kendisinden dört gündür haber alınamayan 16 yaşındaki Aydın Mete’nin hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Bu, iki hafta içerisinde Mete ailesinden hayatını kaybeden ikinci çocuk.
Diken’in ulaştığı amca İsa Mete, Aydın’ın, Şehit Harun Mahallesi’ndeki evlerinden komşularına gitmek üzere çıktığı sırada yoğun top atışı sesi geldiğini ve herkesin kaçıştığını söyledi. O sırada Aydın’ın da civardaki evlerden birine sığındığını düşündüklerini söyleyen Mete, top atışlarının bugün azalmasıyla birlikte dışarıya çıktıklarında, 16 yaşındaki yeğeninin öldüğü haberini aldıklarını belirtti.
‘Ankara’dakiler kendilerini bizim yerimize koysunlar’
21 Aralık’ta da 11 yaşındaki diğer yeğeni Mehmet Mete’yi, komşularının evine isabet eden top mermisi nedeniyle kaybettiklerini hatırlatan İsa Mete şöyle konuştu: “Çocuklarımız birer birer ölüyor. Bu savaşı durdursunlar. Ankara’dakiler kendilerini bizim yerimize koysun; 15 gün içinde, iki evlat acısı yaşamak ne demek bir düşünsünler” dedi.
Aydın ve Mehmet’in cenazelerinin bir camide tutulduğunu sözlerine ekleyen Mete, “İki evladımızın da cenazelerini göremedik, izin vermiyorlar. Camide olduklarını söylüyorlar. Tek bildiğimiz bu. Top atışları artınca sığınaklara saklanıyoruz. Atışlar durunca komşularımızın evine gidip ekmek ve su bulmaya çalışıyoruz. Bir ay oldu. Ne ekmek, ne de suyumuz kaldı. Çocuklarımızı mermilerden kurtarsak, açlıktan ölecekler” diye konuştu.
‘Ne olacak halimiz?’
Önceki gün aynı evde kaldıkları bir akrabalarının hastalandığını, bunun üzerine 112 Acil Servis’i aradıklarını ama sonuç alamadıklarını da anlatan Mete, “Sabah 09.00’da 112’yi aradık, polis izni olmadan ambulans gönderemeyeceklerini söylediler. Sonra emniyeti aradık, bir cevap alamadık. Akşam 21.00 sıralarında yani tam 12 saat sonra bize geri dönüş yapan 112 yetkilisi, polisin, ambulansın mahalleye girişine izin vermediğini söyledi. Yaşadıklarımızı siz düşünün” ifadelerini kullandı.
Telefon konuşmamızın sonunda Mete’nin, boğaz düğümleten sorusuyla karşı karşıya kaldık: “Kardeşim ne olur cevap ver! Ne olacak bizim bu halimiz?”