Cumhurbaşkanı değişmeye (ya da kendisi gibi olmaya) karar verdiğinden beri herhangi bir konuda ortak bir görüşümüz olmadı. Ama bugün, ortak bir noktada tuhaf bir şekilde buluşmuş olabiliriz; çünkü ben de Kasım seçiminin hemen arkasından 1933 Almanyası’nda gözlerimi açmış gibi hissettiğimi yazmıştım. Demek ki teşhiste ortağız.
Tayyip Erdoğan niçin “üniter” ile “başkanlık” sistemlerinin bir arada yürürlükte olabileceğini kanıtlama çabasında bir koşu Hitler Almanyası’na kadar gidiyor? Amerika’nın “federal” sisteminden kaçmak için, Başkanlık tartışmalarında bu konu hemen gündeme gelir.
Amerika’da Başkan’a çok yetki tanınmıştır ama Kuvvetler Ayrılığı gereği Yasama ve Yargı’ya da Yürütme’yi denetleme ve gereğinde durdurma yetkileri tanınmıştır, denir. Oysa Tayyip Erdoğan zaten “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesinin kendisine karşı. “Kuvvet” adında ne varsa, kendi elinde olmalı. Nitekim bu “Hitler Almanyası” tartışmasıyla aynı anda, HDP Eşbaşkanları hakkında Yargı’ya “talimat verme” edasıyla konuşmuş –daha önce Can Dündar hakkında konuştuğu gibi.
Kâğıt üstünde parlamenter sistem yürürken (Anayasa hâlen değişmediğine göre) Erdoğan kendi “başkanlık sistemi”ni de facto ilân etmiş durumda.
Bu zaten ne kadar tehlikeli bir gidiş içinde olduğumuzu gösteren olgu.