Bu gece yarısı geride bırakacağımız 2015 yılı, Türkiye için feci bir yıl oldu.
7 Haziran’da giderek keyfileşen ve otoriterleşen AKP iktidarından kurtulma umudu doğmuştu; umut 1 Kasım’da yerini kâbusa bıraktı. IŞİD’in Suruç ve Ankara katliamlarıyla kaos korkusuna kapılan seçmenler AKP’yi 4 yıl daha tek başına iktidar yaptı. Barış süreci terk edildi. Temmuzdan bu yana güvenlik güçleriyle PKK militanları arasındaki çatışmalarda kaybettiğimiz yurttaşların sayısı 600’ü geçti; gittikçe artıyor. Kürt çoğunluklu bölgenin zihnen ve ruhen Türkiye’den kopma tehlikesi belki hiç bu kadar büyümedi. Komşu ülkelerle gerilen ilişkiler, Rusya ile yaşanan krizle zirve yaptı.
2015’te olumlu bir şey oldu mu, diye sorulduğunda aklıma sadece bu ayın başlarında Paris’te BM’ye üye 196 ülke arasında varılan İklim Değişikliğinin Önlenmesi Anlaşması geliyor. Anlaşma, bu yüzyıl içinde küresel ısınmanın 2 derecenin altına indirilmesini öngörüyor. Bazı bilim adamlarına göre, bunun için 2030-2050 yılları arasında sera gazı salınımlarının sıfırlanması gerekiyor.
Kendi derdine düşmüş olan Türkiye’de kamuoyu Paris Antlaşması’yla hemen hiç ilgilenmedi. Oysa ülkemiz uluslararası bir sivil toplum kuruluşunun iklim değişikliğiyle mücadelede geri kalan ülkelere verdiği ‘Günün Fosili’ ödülünü (2011’de Durban’dan sonra) Paris’te ikinci kez kazandı. Ödülün gerekçesi, çok sayıda termik santrale yatırım yapmaya devam edilirken, salınımları azaltmak için yeterli bir programa sahip olunmadığı halde bu amaçla uluslar arası kaynaklardan finansman talep edilmesi. (Bkz. Hürriyet, 7 Aralık.) ‘Fosil’ ödülleri, durumumuz hakkında yeterli bir fikir veriyor sanırım.