'Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz': Peki ya mafya?

 

ORHAN TEKELİOĞLU

orhantekelioglu@gmail.com

Yeni sezonun en çok izlenen dizilerinin başında geliyor ‘Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz’, TRT’de yayınlanan ‘Diriliş Ertuğrul’la birlikte şu sıralar reytinglerde rahatça 10’u geçen iki diziden biri.

‘Diriliş’in analizini daha sonraki bir yazıya bırakıp ‘Eşkiya’ya dönersek birbirine zıt ya da tamamlayan iki özelliğin öne çıkarıldığını hemen fark ediyoruz. Bunlardan ilki, seçilen oyunculardan, dizi senaristlerine kadar ‘Kurtlar Vadisi’yle zımnî benzerlik ve tabii ki fark!

‘Sopranolar’la benzerlikler

eskiya hukumdar olmaz1

Konu itibariyle, ‘Kurtlar Vadisi’nin ilk sezonlarına benzeyen, devletin mafyanın içine sızma operasyonuna odaklanır gibi görünen, üstelik bunu yaparken, yine aynı diziden birçok oyuncuyu kullanan, hatta oradaki ‘Çakır’ karakterine bizzat ‘Çakırbeyli’ soyadı vererek çağrışım evrenini iyice kuvvetlendiren bir tutumu var senaryo yazımının.

Diğer bir deyişle, ‘Vadi’nin yeniden bir çevrimi olarak bile görülebilir bu dizi ilk bakışta. Ama iş bu kadar basit değil. Çünkü, ‘Vadi’de olmayan önemli bir eklentiyi de barındırıyor dizi. ‘Sert erkekler’ dünyasına paralel öteki dünyayı, bu mafiozo erkeklerle, onların etrafındaki kadınları, çocukları, aile düzenlerini de öne çıkarmaya özellikle önem veriyor dizinin anlatısı. Bu çerçevede, ‘Sopranolar’ dizisiyle benzerlikler taşıyor.

İçimizdeki mafyayı da besliyor

Tabii ki, neticede Türkiye burası, ‘Sopranolar’daki psikolojik sorunları (panik atak) olan bir mafya babasını anlatacak hâli yok ya dizinin. Aksine, başta ‘şiddet’ olmak üzere, o ‘yamuk’ dünyadaki her şeyi ‘düzelterek’, normalleştirerek sadece mafyayı kabul edilir hâle koymuyor, içimizdeki mafyayı da besliyor, normalleştiriyor.

Dizinin kadınları, ‘yarım akıllı’

eskiya hukumdar olmaz2

Bu da yetmiyor, kadınlar anlatısını kültürel muhafazakar bir perspektifte iyice koyultup çokeşliliği, kadınlar arasındaki şiddeti de normalleştiriyor, yenilir yutulur hâle getiriyor. Bu minvalde esas şaşırtıcı olan, kimsenin (mesela feministlerin ya da böyle konularda kanunî yükümlülükleri olan RTÜK gibi kurumların) o kadınların dünyasındaki şiddet içeren içerikleri sorgulamaması, hatırlatmaması.

Hâlbuki, tam bir zihniyet hükümranlığı var erkeklerin dizinin kadınlar âleminde, erkekleri için yaşayan, onların beklentilerini karşılamak için çırpınan bir sürü kadın var dizide. Hepsi de tabii ki âşık ve bu nedenle, akılları ‘başlarından’ gidebiliyor arasıra. Yoksa, yaparlar mı öyle çılgınlıklar?

Dizinin kadınları, ‘yarım akıllı’, hisleriyle hareket eden insanlar olarak resmediliyor. Çoğu eğitimli, meslek sahibi, ‘Beyaz Türk’ görünümlü, hayatın diğer safhalarında pek de modern. Ama sık sık sinirleniyor, şiddete (fiziksel ya da simgesel) başvuruyor, sonra da pişman oluyorlar.

Okurken bile dehşet uyandıran hikaye

Daha somut konuşalım. Dizinin baş karakteri Hızır, sadece bir mafya ailesinin değil, muhafazakâr bir aile düzenin sürdüğü bir evin evli barklı reisi. Ve anlaşılıyor ki bir de metresi var. Eşi (Meryem) bunu duyunca önce inanmaz, inandıktan sonra ise kocasından hesap sormaya çalışır ve beklenildiği üzere, tatmin edici bir cevap da alamaz. Meryem, rakibesinin (Nazlı) hamile olduğunu anlamasıyla iyice zıvanadan çıkar ve Nazlı’yı tehdit etmeye başlar. Çocuğunu aldırması lazımdır bu kadının, yoksa iş cinayete kadar gidebilir. Nitekim, kiralık bir katil tutar Meryem ve iş için görevlendirir ama, kaderin cilvesi, tetikçi beceriksiz çıkar, işi kotaramaz. Yakın çevresinden biri olduğu için, Hızır’ın olaydan haberdar olmaması için tetikçinin öldürülmesi elzem hâle gelir ve emri bizzat Meryem verir.

Olaydan sonra Nazlı, aileden, ama Meryem’den pek hoşlanmayan bir akrabanın aklıyla, çocuğu aldırdığını söyleyip (Hızır’a da yalan söyleyecektir) bir süre için saldırılardan kendini korur ve hamileliğini güvenceye alır. Bir süre sonra çocuğun cinsiyeti belli olur zaten, kandırılsa da, ‘erkek’ bir çocuk sahibi olacağını öğrenen Hızır tarafından tabii ki affedilir. Ezcümle, Meryem hariç, tüm aile yeni veliahtı benimsemiştir ve Nazlı’nın yeni statüsü ‘yenge’ olmuştur.

Sorunları katlanan, içinden çıkılmaz hâle gelen Meryem, tetikçi tuttuğunu öğrenen ve bununla onu tehdit etmeyi planlayan Nazlı ile gecenin bir vaktinde görüşmeyi kabul eder ve gerilimli bir konuşmadan sonra onu öldürmek istediğini açıkça itiraf eder. Bununla da kalmaz, ‘İşimi yarım bıraktım, tetikçiye ne gerek var, öldüreceksem ben öldürürüm’ diyerek, Nazlı’nın da içinde bulunduğu arabayı bir duvara doğru, ölümüne sürer. Duvara toslarlar…

Okurken bile dehşet uyandıran hikayenin, karşılıklı tehdit salvolarının, Nazlı’nın boynuna sarılan Meryem sahnelerinin gırla gittiği bu dizinin ne menem bir şiddet içerdiğini anlamamız için sanırım başka örneklere pek gerek yok. Birbirini aşağılayan, küçümseyen, birbirlerine şiddetle yaklaşan, arkadan iş çeviren, dedikodu yapan bir sürü kadın karakterle dolu bu dizi.

‘Ne de olsa babasının oğlu’

Gelelim mafyanın düz şiddetinin aile bireyleri ve hayatlarına yansımasına. Hızır’ın çocuğunun silah tutkusu, okulda bir başka çocuğa ‘babalanması’, dövmesi eleştirilmiş, cezalandırılmıştır dizide belki ama, bunun sebebi çocuğun henüz ergen yaşlarda olmasıdır. Meseleyi, büyüyünce tekrar konuşuruz!

Ailenin, mafyatik dünyadan sakınılan, bu nedenle yurtdışına okumaya gönderilen genç üyesinin (Hızır’ın yeğeni Alpaslan) tatil için gelmesinin ardından, bir anda mafyatik dünyaya girmesi, adam öldürmesi büyük bir üzüntüye falan neden olmaz. Aksine, ‘Aslanım!’, ‘Ne de olsa babasının oğlu’ yaklaşımıyla ‘normalleştirilir.’

Bir başka normal: Devlet-mafya ilişkisi

eskiya hukumdar olmaz

Öyle ki Hızır’ın doğal veliahtı olarak görülen küçük kardeşi İlyas, Alpaslan’ın hızla öne çıkmasından çok rahatsız olduğunu açıkça belli eder. Bu arada, devlet ile mafya arasındaki ilişki de bir başka ‘normal’ perspektifinden kurulur.

‘Kötü’ mafyanın başındaki adam (Ünal), yaptıkları işe bir ‘ticaret’, bir ‘para’ meselesi olarak bakmakta, devletin ‘âli’ çıkarlarını asla düşünmemektedir. Aslında, onun Hızır yoluyla ‘tasfiyesi’yle devlet ile uyum içinde yeni ve ‘iyi’ bir mafya şekillenecek ve böylece devletin ‘âli’ çıkarlarına bir daha halel gelmeyecektir. Açıkça söylenmese de, devletin Hızır’a destek çıkmasından, devlet aklından anlayacağımız bu olmalıdır. Bize, ‘iyi’ bir mafya, arasıra bizim için de elini kirletecek bir suçlular grubu gerekmektedir. Ne sandınız, mafyasız bir dünya mümkün olabilir mi?

Bir sürü yanlışın biraraya geldiği bir dizi

Özetlersek: Siyaseten bir sürü yanlışın biraraya geldiği bir dizi ‘Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz.’ Üstelik, diziyi çevreleyen kültürel evrende toplumsal cinsiyete, sosyal rollere (kadınlık, annelik, çokeşlilik, çocukluk, ergenlik, aile değerleri, ilişki biçimleri vb.) dair çok sorunlu bir değerler silsilesi normalleştiriliyor ve daha da vahimi, şiddeti, o hayatın içine eleştirmeden, sorgulamadan başat bir şekilde konumlandırılıyor.

Televizyondan sürekli olarak üzerimize boca edilen, şiddeti, mafyayı normalleştiren ‘doğrular’la baş etmek hiç de kolay değil.