Can Dündar’la Erdem Gül’ün tutuklanması, ‘Hani tutuksuz yargılama esastı’ diye çıkışılacak sınırları çok aştı.
Savcının çağrısı üzerine kendi ayaklarıyla ifade vermeye gelmiş, izi adresi belli 2 gazetecinin tutuklu yargılanması zaten savunulamaz.
Kaçabilirlerdi derseniz… Kaçacak adam üstelik kaçma fırsatı tanınmışken, üstelik tutuklanma ihtimalini de hiç azımsamadığı halde kendi ayaklarıyla adliyeye gelir mi?
Delil karartabilirlerdi derseniz… Aleyhlerine kullanılacak delil, gazete haberlerinden oluşuyor. O haberler yayınlanalı aylar olmuş. MİT TIR’ları sansasyonu 6 ay önce Cumhuriyet’te çıkmış, karartması mı kaldı?
Nesini savunacaksınız böyle tutuklu yargılamanın…
Devletin fıtratında sır tutmak varsa… Gazetecinin fıtratında da gizli olanı açık etmek vardır; jurnallemek, ihbar etmek vardır. Ama muhbirle, ispiyoncuyla, köstebekle aynı kefeye konulabilir mi?
Bir gazeteci ‘devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığı’ gerekçesiyle hadi soruşturma geçirdi, hadi yargı eliyle baskı yedi, hadi kanunla üstüne gidildi… Fakat casuslukla suçlanmak da nedir? Casusluk bunun neresindedir diye tartışmak dahi absürd kalmaz mı?