Başkanlık seçiminin 'ölümcül' yan etkileri

 

erayozerERAY ÖZER

erayozer@gmail.com

Seçim bitti ve yarış başladı. Saray’dan görevi alan personel, dakika bir, gol bir diyerek başkanlık sisteminin sıradaki ilk iş olduğu müjdesini necip Türk milletiyle gazeteleri ve televizyonları aracılığıyla paylaşmayı bir görev addetti sağolsun.

Görünen o ki kafalarındaki plan şu: Hükümeti kurduktan sonra ilk iş olarak Meclis’e yeni anayasa sosuna bulanmış başkanlık referandumunu getirecekler (Hiç değilse eskiden, tersi oluyor, başkanlık sosuna bulandırılmış yeni anayasa tartışıyorduk).

Sistemin Türkiye’ye nasıl bol geleceği, tek adam iktidarının olası sonuçları filan başka başka yazılara konu oluyor, olmalı da zaten.

Lakin meselenin bir başka boyutu var. Olası bir başkanlık referandumunun yan etkilerinden biri gibi görünen ama aslında hastayı küt diye kalpten götürebilecek türden bir yan etki bu.

İki ilginç yazı

Burada duralım ve son iki günde çıkan iki yazıya dikkat çekelim. İlki, New York Times’tanRoger Cohen imzalı. Cohen, Urfa’dan kaleme aldığı yazıda Türkiye’nin seçime giden yolda yaşanan her türlü olumsuzluğu, Suruç ve Ankara patlamalarını, ısrarla PKK’nın ve dolayısıyla Kürtlerin üzerine yıkmakta ısrarcı olduğunu, buna karşın aynı muameleyi IŞİD’e yapmaktan kaçındığını belirtiyor. IŞİD’e karşı kullanılan iktidar dilinin, PKK’ya karşı kullanılana kıyasla çok daha yumuşak olduğuna dikkat çekiyor.

Aynı yazıda Kürtlerin bugün IŞİD’e karşı verilen savaşta ABD’nin tartışmasız en büyük destekçisi olduğuna güçlü bir vurgu yapılıyor ve ‘Türkiye başkanının hızla Kürtlerle pazarlık masasına oturması, IŞİD’le mücadele konusunda artık ciddi bir tavır değişikliğine gidilmesi, Suruç ve Ankara patlamalarıyla ilgili temiz bir soruşturma yürütülmesi’ isteniyor. Ve bir gazete yazısı için iddialı bir ifade kullanılarak, başkan Obama’dan tüm bunların olabilmesi için müttefikine yani Türkiye’de gayet sert bir mesaj vermesi talep ediliyor.

Gelelim ikinci yazıya. Bu yazı içeriden. Abdülkadir Selvi’den.

Selvi, ‘Büyük operasyon geliyor’ başlıklı yazısında IŞİD’e karşı Türkiye’nin de destek vereceği çok büyük bir operasyona girişileceğini, özellikle Cerablus ve Rakka’da kara harekatını da kapsayan bir harekatın ABD öncülüğünde gerçekleştirileceğini dillendiriyor.

En büyük müttefiki devre dışı bırakmak mı?

Selvi’nin yazısında Türkiye ile ABD arasında IŞİD’e karşı acil bir müdahale planı oluşturulduğu bilgisi yer alıyor. Fakat Selvi yazısında Cohen’den çok daha farklı bir tablo çizmeye çalışıyor. 

Selvi’nin yazısına göre operasyon esnasında Türkiye’nin PYD’ye karşı takınmayı planladığı tutum, New York Times’ın çizdiği olmazsa olmaz tabloya uzaktan yakından benzemiyor.  Selvi’ye göre, güya, Türkiye operasyonda aktif bir rol oynamak suretiyle Cerablus’u IŞİD’den temizleyecek ama aynı zamanda PYD’nin de buraya girmesine engel olacak. Falan filan…

Yani Türkiye operasyona desteği karşılığında Kürtlerin devre dışı kalmasını ve Suriye’nin kuzeyinde kesintisiz bir Kürt hattı oluşmasının önüne geçilmesini talep edecek.

Cohen’i yazısına bakınca görüyoruz ki durum hiç de böyle değil. Kürtler ve PYD, bugün Suriye toprakları içerisinde IŞİD’e karşı ABD’nin en büyük müttefiki durumunda. Şimdiye dek hava operasyonlarında karadan işaretleme görevinde yardımcı oluyorlardı, belli ki Rakka ve Cerablus taaruzlarında bizzat kara operasyonuna da katılacaklar.

Yani, ‘Ben adamı Cerablus’a sokmam’ tadında efelenmelerin hem gerçeklikle bir ilişkisi, hem de kimseye bir faydası yok.

ABD’nin Suriye’de PYD’nin desteğine ihtiyacı olduğu çok net, zira ortada karadan destek verecek başka bir güç yok.

Yine milliyetçilik ipine sarılırlarsa…

Gelelim tüm bunların başkanlık sistemiyle ilgisine.

Meclis açılır açılmaz yeni anayasayı ve başkanlık sistemini gündeme almak demek, referandum, yani yeni bir seçim atmosferi yaratmak demek. Yeni bir seçim atmosferi, mevcut iktidarın en bildiği şey, yani milliyetçilik ipine sarılmak demek. Milliyetçilik ipine sarılmak demek, başta ABD olmak üzere Suriye için oluşturulan uluslararası koalisyonun ‘şiddetli’ taleplerinin aksine, PKK ile masaya oturmak yerine savaşmayı seçmek demek. PKK ile savaşa girmek demek PYD ile işbirliğinden kaçınmak, PYD’yi PKK’nin uzantısı olarak görmeye devam etmek, Suriye’de IŞİD mücadelesine destek yerine köstek olmak ve dolayısıyla ABD’nin planlarının bir başka bahara kalması demek.

Fakat öyle görünüyor ki ABD’nin bu kez beklemeye tahammülü yok.

Zaten IŞİD’e karşı büyük operasyon haberlerinin Türkiye’nin seçiminin sonrasına denk gelmesi tabii ki tesadüf değil.

Birileri, ‘Hadi artık, tamam, savaşarak seçime girdin, kazandın, şimdi barışma zamanı, üstelik elini çabuk tutarak barışma zamanı, yoksa kötü olur’ diyor gibi.

Buna karşılık içeriden birileri de, ‘Seçime gidelim, PKK savaşı eşliğinde başkan seçelim, başka türlü muzaffer olamıyoruz’ yanıtını veriyor belli ki.

Bu iki uçlu, tehlikeli oyunun kazananı kim olacak, görmek için öyle anlaşılıyor ki çok uzun bir zamana ihtiyaç yok. Çok yakında hep beraber göreceğiz.

Lakin bir kez daha savaşmayı seçen bir Türkiye, müttefik dediği ülkeleri bu kez karşı cephelerde bulacak, orası kesin.