Bugünün muhafazakâr kesimi, Batılı ve seküler kültürel hegemonyaya karşı Osmanlı geçmişine sarıldılar, ama Osmanlı seçkin ve seçkinci kültüründen çok uzak bir havzadan geliyorlardı. Dolayısı ile bu kesimin kültürel yabancılaşması büyük ölçüde şehir/köy-kasaba karşıtlığının izlerini taşıyordu. Bugün otantik kültür diye öne çıkan simgelerin taşraköy- kasaba damgası taşıması, Osmanlı kültürünün ihya çabalarının ise ‘kitch’ denilen, aslını yitiren bir yeniden üretme şeklinde olması bu nedenledir.
Tabii ki bu, Doğu veya Batı kaynaklı medeniyetlerin kültürel ürünlerini önemsemeyelim bu zenginlikleri tarihin çöplüğüne atalım demek değil, zaten kimse bunu önermiyor. Ancak, kültür, medeniyet, Doğu/ Batı, yerli/yabancı kavramları üzerine düşünürken, bu tarihsel perspektifi dikkate almadan yol almak mümkün değil.
Diğer taraftan, çağımızda, bireysel özgürlükleri yok sayan bir siyaset ve toplum anlayışı ile estetik manada kültür inşa etmek mümkün değil. Ayrıca kültürel manada iddianız varsa, bunu mevcut ve beğenmediğiniz düşünce ve kültür dünyasını bir yana ayırarak değil, onu aşacak ürünler ile yapabilirsiniz. Yoksa siz çalarsınız siz oynarsınız. Kültürel hegemonyayı kırmak ve onun yerine başka bir kültürel hegemonya kurmak gibi bir iddianız varsa tüm bunları göz önünde bulundurmakta fayda var.