Kemal Can: Sağ seçmen 'Kirli temiz ayırmam, gücün yanında olurum' dedi

 

burcu karakas kelleBURCU KARAKAŞ

brckarakas@gmail.com / @burcuas

1 Kasım seçim sonuçları, tek başına iktidara gelen AKP de dahil olmak üzere, kamuoyu genelinde şaşkınlık yarattı. Dört ay gibi kısa bir sürede yaşanan keskin oy değişiklikleri tartışılmaya devam ediyor.

Diken, bugünden itibaren yayınlanacak dört söyleşiyle AKP, MHP, CHP ve HDP’yi mercek altına alıyor.

İlk olarak, seçime oy oranındaki düşüşle ‘damgasını vuran’ MHP’yi konuştuk; partiyi yıllardır yakından takip eden gazeteci yazar Kemal Can’la…

Sonuçlar sizi şaşırttı mı?

Bu sonuçları şaşırtıcı bulmayan kimse olduğunu sanmıyorum. Hatta bizzat AKP’liler de bu tabloya şaşırdıklarını söylüyor. Seçim öncesindeki bütün anketler MHP için farklı oranlarda düşüş öngörüsünü paylaşıyorlardı. Hatta bazıları seçimdeki orana yakın sonuçlar vermişti. Fakat ben, MHP için bu ölçüde dramatik değil daha küçük oranda bir düşüş bekliyordum.

Seçimden önce kaleme aldığınız bir yazda, MHP’nin ‘Sen, bilirsin Türkiye’ sloganının riskli olduğunu savunmuştunuz. MHP seçmeni bu sloganı nasıl algıladı?

Çok kabalaştırırsak 1 Kasım seçimine neredeyse bütün partiler, zaman zaman pozitif vaatler şeklinde de olsa seçmene dönük, biraz zorlansa ‘şantaj’ olarak algılanacak ‘uyarılar’la gittiler.

AKP istikrarsızlık sopasını hayli şiddetli vurarak gösterdi. HDP barış ve demokrasinin, CHP ekonomi ve dış politikanın karşılaştığı tehditlerin karşısına kendisini koydu. MHP ise AKP’nin güç kirlenmesi ve Kürt meselesindeki geçmiş ‘zafiyeti’ni seçmenin önüne koydu. ‘Sen, bilirsin’ sloganıyla ‘AKP’yi tek başına iktidar, bizi dördüncü parti yapmanın vebalini bir daha düşün istersen’ dedi. Seçmen, bütün bu ‘şantajlar’, biraz hafifletirsek ‘uyarılar’ın içinden en ciddisinin AKP’ninki olduğuna inandı. Bir başka söyleyişle en çok ondan korktu. En az dikkate aldığı ise MHP’nin söylediği oldu. Yani sağ seçmen ‘bildiğini’ okudu ve, “Kirli temiz ayırmam, gücün yanında olurum” dedi.

MHP’nin başarısızlığına dair birçok analiz yapıldı, yapılıyor. Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran sonrasındaki ‘Hayır’cı tutumunun bu başarısızlıktaki payı nedir?

Elbette, ‘hayırcılık’ diye tarif edilen algının da bu sonuçta önemli bir etkisi olmuştur. Ama ‘hayırcılık’ meselesinin daha çok bir ‘iletişim yönetimi’ sorunu olduğunu düşünüyorum. Çünkü, 7 Haziran’dan 1 Kasım’a gidilen sürece ve bugün karşı karşıya kalınan sonuca bakınca, ‘evetçiliğin’ de bunu durdurması pek beklenmezdi. Nitekim, CHP’nin ‘aşırı evetçiliği’ de durduramadı. Zaten Bahçeli’nin ‘hayırcılığı’ da süreci durdurmaya değil, kendini korumaya dönük bir mecburiyetti.

1 Kasım sonrası Cumhuriyet’te çıkan yazınızda, “Bahçeli, 7 Haziran sonrası CHP’den gelen ‘blok’ önerisine yakın durmadığı için pişman olmuş mudur” sorusuna yer vererek, buradan konuşmaya başlanması gerektiğini ifade ediyorsunuz. Aynı soruyu biz size sorsak?

Türkiye’de farklı zamanlarda pozisyonlar değişiyor, yüklenen roller dönüşüyor, çoklukla da algılar başkalaşıyor. Ama Türkiye’nin ideolojik ve kültürel kodlarla biçimlenen siyasi topoğrafyasında ‘bunlar’ ve ‘bizler’ fazla değişmiyor.

7 Haziran akşamı, son yılların ikliminin de etkisiyle, yüzde 60’lık bir blok varmış gibi bir ilüzyon oluşmuştu. MHP’nin, özel olarak bunu hedeflememiş de olsa bu görüntüyü kıran hamlelerinin şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaratması da bu yüzdendi. ‘MHP başka türlü davransaydı bu olmazdı” iddiası, “Mesela ne yapsaydı veya yapabilirdi” sorusuyla karşılandığında çok kesin cevaplar bulmak zor gibi görünüyor bana. Bence, MHP CHP’nin blok önerisine ‘Evet’ diyemezdi ama bu süreci başka taktik hamlelerle (mesela meclisi açık tutarak) AKP için açık otobana çevirmekten sakınabilirdi. MHP oy oranını koruyabilmek için CHP’nin önerdiği ‘muhalefet bloku’ macerası yerine, doğal genişleme alanı (Milliyetçi-Muhafazakar, Sünni-Türk) ‘sağ blok’ içindeki pozisyonunu tahkim etmeye en azından korumaya yöneldi.

Sizin söylediğiniz yazıda, “Konuşmaya buradan başlamalıyız” dememin nedeni şu: Bir süredir tedavülden kaldırılan ‘sağ ve sol’ bloklar üzerinden siyasi çözümleme yapma noktasına geri dönmeliyiz. 7 Haziran-1 Kasım arasındaki oy hareketliliği de bunu gösteriyor.

AKP’nin açtığı milliyetçi kartın, MHP seçmeninde karşılık bulduğu görülüyor. Bu kez MHP oylarının AKP için ’emanet oy’ olduğunu söyleyebilir miyiz?

Önceki cevabın kaldığı yerden devam ederek şöyle cevap vereyim: Sağ blok içindeki oylar, bu blokun kitle partileri arasında geçişkenlik açısından daima birbiri için emanet oydur. Ama son hamlesiyle AKP’nin kendi fabrika ayarlarına değil ‘Türkiye sağı’nın fabrika ayarlarına döndüğü dikkate alındığında, bu bloktaki hegemonyasının en üst noktasında olduğu açık.

Tuğrul Türkeş’in adaylığını, MHP oylarını AKP’ye çeken önemli bir faktör olarak görüyor musunuz?

Bu meselenin oy kayışı ve MHP’nin kendi tabanındaki etkisinden çok, genel algı ve MHP’nin ‘çeper oyları’nda sayısal değil ama psikolojik bir etki yarattığını düşünüyorum. Ancak, büyük bir ihtimalle, önceki sorunun cevabında söylediğim ‘sağ blok’ hegemonyasının konsolide edilmesi için Tuğrul Türkeş yeni hükümette görevlendirilecektir.

Önümüzdeki dönemde MHP içinde liderlik yarışı beklenebilir mi? Devlet Bahçeli’ye rağmen liderlik yarışı mümkün mü?

Erken bir liderlik mücadelesi, hatta tartışması beklemiyorum. Seçim başarısızlığı konusunda şerbetli bir partidir MHP. Bahçeli’nin partisini iktidar ortaklığının ardından barajın altına düşürmüş, çok kuvvetli esen AKP rüzgarına karşı tekrar meclise döndürmeyi başarmış, defalarca ezici bir güçle kongre kazanmış bir lider olduğu unutulmamalı. Zaten hazırda bir lider adayı da görünmüyor. Ancak, parti içinde ve çevresinde uzunca bir süre çalkantı ve tartışmalar devam edecektir. Özellikle AKP çevrelerinin de bu konuda hayli çalışkan olacağını tahmin etmek zor değil. Hatta, bu konuda hayli hızlı davrandıkları görülüyor.