Türkiye, son 10 yılda hiç de geçmediği bir yerden geçiyor. Son 10 yılda küresel konjonktür değişimine, Anayasal güçler ayrılığının askıya alındığı derin bir siyasal kriz eşlik ediyor.
Uzun vadeli yatırımları çekecek yeni bir hikâye yazamadığı gibi, bu krizin çalkantısı içinde kısa vadeli sermayeyi bile uzak tutacak cinsten bir süreç yaşanıyor.
Yerel seçimden çıkacak sonuç ne olursa olsun, erken genel seçim kararı alınmadıkça konjonktür ve siyasal krizden oluşan ikili olumsuzluğun etkilerinin en az 2015 Temmuz’una kadar süreceği anlaşılıyor.
Türkiye hızla ekonomik durgunluğa doğru da sürükleniyor.
Unutmamalı ki; sandıktan çıkacak sonuçla sonlanacak bir krizle karşı karşıya değiliz. Anayasal sistemin kurumları çalışmıyor, kuralları işletilmiyor. Bunun ekonomik kanallardaki etkisi, büyük bir belirsizlik demek.
FED’in çıkış sinyali verdiği 2013 Mayıs ayından itibaren, ‘kırılganlık’ tescili yapılan Türkiye’nin, şimdi hikâyesi hızla kararmaya başladı. Siyasal skandal ve krizin tam göbeğinde hükümetin olması nedeniyle, orada bunun ekonomiye yansımalarını ciddiye alacak bir ortak aklın da kalmadığı çok açık görünüyor.
Sonuçları hanelere, şirketlere, tüm ekonomik birimlere hızla yansıyacak. Bedeli hep beraber ödeyeceğiz.