27 Ekim’de İsrail’de seçim var. Bu seçim hem İsrail hem Türkiye hem de Orta-Doğu açısından çok önemli.
Öncelikle hemen söylememiz gereken şu: O gün İsrailliler yalnızca yeni bir hükümet seçmeyecek, İsrail’in nasıl bir ülke olacağına da karar verecek.
Demokratik kurumlarını koruyan, Filistin sorununa siyasi çözüm arayan ve askerî gücün sınırlarını kabul eden bir İsrail mi?
Yoksa güvenliği giderek daha fazla askerî güçle özdeşleştiren, Filistin sorununu kalıcı bir çatışma haline dönüştüren, kıyımlara devam eden ve içeride demokratik denge mekanizmalarını daha da zorlayan bir İsrail mi?
Yakın zamanda yapılan bir araştırma, son üç yılda 1.370 doktorun en az 12 ay süreyle İsrail’i terk ettiğini ortaya koydu; bu sayı, İsrail’in birçok büyük hastanesindeki doktor sayısını aşıyor.”
27 Ekim seçimleri bu yüzden yalnızca sadece “Netanyahu gidecek mi, kalacak mı?” seçimi değil, çok daha ötesi. Örneğin “İsrail nasıl bir demokrasi olacak” sorusunun da seçimi.
İsrail toplumu yol ayrımında kaldığında hangi yaklaşımı tercih edecek?
Yanlış bir tercihin bedelini yalnızca yıllardır zulme uğrayan Filistinliler ödemeyecek. İsrail halkı da ödeyecek. Ortadoğu da ödeyecek.