Bu hafta kadrosuyla çok konuşulan Tuzlu Kahve dizisine baktım. Gülmeyi unutmuş bir halka neye ihtiyacı olduğunu hatırlatma çabasıdır diye umdum. Oyuncuların karakter yaratmak için verdikleri olağanüstü çaba bir yana, herkesin yalıda yaşadığı, tüm kadınların zengin koca bulmaya çalıştığı, kimin hangi işle iştigal edip de para kazandığının anlaşılamadığı, herkesin birbirine ulu orta laf sokabildiği, oğul, koca, damat tüm erkeklerin el üzerinde tutulduğu, Oedipus kompleksinin şirinleştiği, anaların tek derdinin evlat mürüvvetine indirgendiği, tek bir cümlenin bile insanda bir ufuk açamadığı, şakaların yalnızca oyunculuğa bağlı kaldığı dizi yeni Türkiye’nin bir özeti.
Düşündüm: Sistem mukayese ve şükür ile buraya kadar geldi ancak varlıklıların şovu yoksulların isyanına yol açacak kadar açıldı makas.
O zaman yeni bir boyut getirmeli: Alay edebildiğin lüks seni elindeki vasat hayata tutundurur.
Nitekim, sınıf kini gülünecek şey değildir.
İnsanlığa şunu anlatmaya ihtiyaç var; devlet, insanın temel ihtiyaçlarını garanti altına almalıdır: Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim. Bundan sonra tatminkâr bir yaşamın sınırlarını kişi kendi belirler. Kimi gıcırdayan rabıtaları sever, kimi teknolojik mutfakları, kimi için bostandaki domatesin kızarması başarıdır, kimi için girişimine bulduğu yatırımcı, kimi yirmi haneli köyde bulur huzuru kimisi beş bin daireli gökdelende, kimine üç diploma yetmez kimi yedi kuşaktır zanaatkardır vazgeçmek istemez. İşçi kalmak da profesör olmak da insanın kendi tercihi olabilmelidir. Özenme değil özenç bir yol bulma yöntemidir. Hayattan ne beklediğini tarif edemeyen, neyi istemediğini ise ancak görünce anlayanlar için bir mutluluk tarifi yoktur.