1968 küresel isyanı, sistem karşıtı hareketleri ortaya çıkardığı gibi ideolojik-teorik arayışları da beraberinde getirdi. Bir bağlamda, yaşanan düşünsel kırılma Fransız felsefesinin yönelimlerini belirleyecekti. FKP’nin pro-sovyetik kimliği ve dogmatizmi, Sartre’nın ifadesiyle devrimci enerjiyi kontrol etme, sistem içinde sınırlama eğilimi, hayal kırıklığıyla birlikte entelektüel alanda kapitalizmin ruhu, işleyişi, iktidar, özne sorunu, gündelik hayatın eleştirisi üzerine düşünsel arayışlara yol açtı. 1968 bir ayağa kalkıştı ama ne var ki sistem yıkılmamış, kendini hızla toparlama şansı bulmuştu. Hatta muhalefetinden beslenerek kendini rektifiye etmişti.
Sistemin kendini yenileme becerisi, yeni ve kompleks iktidar ve tahakküm ilişkileri kurabilmesi ve “öznenin” inşası, ağırlıkta geçmişte FKP’yle bir düzeyde bağı olan M. Foucault, L. Althusser, J.P. Sartre, J. Deleuze, F. Guattari, J. Baudrillard, P. Bourdieu ve A. Badiou gibi kimlikleri öne çıkardı. Her biri kapitalizmin kompleks yapısı ve kendini yeniden üretme mekanizmaları ve yarattığı insan ve toplum ilişkisi üzerine düşündü. Bu kimlikler içinde en dikkat çekenlerden biri F. Guattari’dir.
Guattari hem militan bir politik eylemci, hem de bir psikanalist olarak çok yönlü ve katmanlı çalışmalarıyla öne çıktı. Faşizm üzerine düşünceleri ve bu düşüncenin çekirdeğini oluşturan şizoanaliz yöntemi ve moleküler devrim perspektifi eksen oluşturucu içerikteydi.