“Eve dönüş sürprizi yasa boğdu” ve “Son anları kamerada” haberleri, Girne açıklarında batan gemide ölen Nihat Pancar’ın eşi Özlem ve kızı Sanem Pancar’ın sözleri üzerine kurulmuştu:
“Aşçıydı, üç aydır Kıbrıs’ta çalışıyordu. Bize sürpriz yapmak için haber vermeden yola çıkmış. Haberi televizyonlardan öğrendik. Her yeri aradık ama bulamadık.”
Ne kadar acı, asıl sürprizi medya yapmış! Evlerinde oturup televizyon izlerken, öğrenmişler sevdikleri insanın ölümünü! Oysa ölüm, her insanın özelidir. Her insanın, yakının ölümünü kendi özel alanında, acısına saygılı bir dil ve yöntemle öğrenme hakkı vardır. Medyanın, Nihat Pancar ve kazada ölenlerin adlarını, ailesine yetkililerce bilgi verilmesinden önce yayımlaması hataydı.
Maalesef bu kazada, ölenlerin adlarını yakınlarının duymasından önce yayımlanmasıyla kalınmadı; kazanın ardından sosyal medyada yayımlanan fotoğraf ve görüntüler, hiçbir editoryal süzgeçten geçirilmeden medya kuruluşları tarafından da yayına verildi. Yapay zeka programlarının oluşturdukları ile gerçek fotoğraf ve görseller, birbirine karıştı. Gemi batarken yolcular arasında yaşanan panik, çığlıklar, çaresizlik, olduğu gibi, ayıklanmadan yayımlandı.
Gazetecilik ile sosyal medya fenomenliği arasındaki temel fark, gazeteciliğin kuralları ve etik ilkeleri barındıran bir meslek olmasıdır. Gazetecilikte her fotoğraf ve görüntü, olduğu gibi yayımlanmaz; editoryal süzgeçten geçirilerek işlenir, öyle habere dönüşür. Kaza ve afet haberlerinde, insanlarda, özellikle de çocuklarda travma yaratacak, çaresizliği, dehşeti, ölüm korkusunu yansıtan ve kazazedelerin özel alanına müdahale niteliğindeki görüntüler ayıklanır.
Kıbrıs’taki kazada mesleki kuralların işlememesi, dehşet anlarına dair görüntülerin hiçbir filtreleme yapılmadan haber siteleri ve televizyonlarda defalarca tekrarlanarak yayımlanması üzerine Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği de uyarma gereği duydu.
“Haber değeri, insanların yaşamlarının en savunmasız ve en korkunç anlarının sınırsız biçimde teşhir edilmesini meşru kılmaz” denilen Yönetim Kurulu açıklamasında, “görüntülerin filtrelenmesi, çığlık ve panik seslerinin kullanılmaması, kişilerin tanınmasının engellenmesi, yayından önce içerik uyarısı konulması, görüntülerin tekrar tekrar dolaşıma sokulmaması, facianın nedenlerine ve olası ihmallere odaklanılması” çağrısında bulunuldu.
Ne yazık ki, bu uyarıya da aldırış edilmedi. Hâlâ aynı görüntüler, tekrar tekrar yayımlanıyor ekranlarda. Kimi meslektaşlarımız, bu mesleğin özü olan insana saygıyı unutmuş görünüyor.