Günümüz insanının belki de en derin ihtiyaçlarından biri, birbirimizi daha çok konuşmak değil, birbirimizi daha doğru anlamaktır. Çünkü iletişim çağında yaşamamıza rağmen anlam dünyalarımız arasında giderek daha fazla mesafe oluşuyor. Söz çoğalıyor, fakat anlayış azalabiliyor. Bilgi artıyor, fakat hikmet aynı ölçüde derinleşmeyebiliyor. İnsanlar birbirine daha kolay ulaşabiliyor, fakat birbirlerine gerçekten temas etmekte zorlanabiliyor.
Tam da bu nedenle günümüzde yalnızca konuşan bir dile değil; açıklayan, görünür kılan, onaran, kaynaştıran ve bağdaştıran bir dile ihtiyacımız var.
Süryanicede ܒܕܰܩ (bdāq) kökünün taşıdığı anlam zenginliği, bu ihtiyacı düşünmek için bize güçlü bir kavramsal alan açmaktadır.
Bu kök; anlatmak, göstermek, açıklamak, sorgulayarak araştırmak, yorumlamak, tefsir etmek, işaret etmek, derinlemesine incelemek, ortaya çıkarmak, açığa çıkarmak, ilan etmek, belirginleştirmek, ifade etmek ve dile getirmek gibi anlamlara uzanır. Bunun yanında onarmak ve tamir etmek anlamlarını da taşır.
Onarıcı dil, acıyı yok saymaz. Tam tersine, acıyı görünür kılar; fakat onu yeni bir düşmanlık üretmenin aracı hâline getirmez.
Yarayı gösterir ama yaralayanı çoğaltmaz. Yanlışı söyler ama insanı bütünüyle mahkûm etmez. Eleştirir ama aşağılamaz. Sorgular ama düşmanlaştırmaz. Gerçeği savunur ama hakikati öfkenin silahına dönüştürmez.
İşte böyle bir dil, yalnızca iletişim kurmaz; toplumsal iyileşmeye katkı sunar.