Adana’dan Muğla’ya kadar kıyı şeridinde görülen plastik, mikroplastik ve nanoplastik kirliliği, plastik ithalatı ve geri dönüşüm tesislerindeki yetersiz arıtma sorununu bir kez daha ortaya koydu.
Eski müsteşar Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Türkiye hiçbir önlem almıyor. Toprağımız, havamız, suyumuz kirleniyor” dedi.

Geçmiş yıllarda daha çok Adana ve Mersin kıyılarında görülülen kirlilik, Kıbrıs sahillerine kadar yayıldı.
Plastikler, içindeki kimyasal maddeleri bulundukları ortama salabiliyor. Bazı kimyasallar kanserojen. Ayrıca gelişim, üreme sistemiyle sinir ve bağışıklık sistemleri üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor. Atıkların e-coli ve başka bakteriler içerme ihtimali de yüksek. Bu nedenle atıkların bulunduğu sahillerde yüzmek sağlık açısından tehlikeli.
Plastik atıklar, deniz canlıları için de zararlı. Örneğin balıklardaki plastik kirliliği küresel kriz seviyesinde. Araştırmalar, insan tüketimi için avlanan her üç balıktan birinde mikroplastik bulunduğunu ortaya koyuyor.
İthalattaki artış, aşırı yağış ve tesislerinin kaçak deşarjları
Türkiye’deki deniz ve göllerde mikroplastik kirliliğini araştıran Mikroplastik Araştırma Grubu, mevcut kirliliğin kaynağı olarak plastik geri dönüşümünü işaret ediyor.
Gruba göre bu yılki yoğun kirliliğe, aynı döneme denk gelen üç faktör zemin hazırladı. İlki rekor düzeydeki plastik ithalatı. Bu yıl nisanda Türkiye’nin aylık plastik atık ithalatı, son 10 yılın en yüksek seviyesine (+80 bin ton) ulaştı. Atığın önemli bir kısmı Adana ve Mersin’deki geri dönüşüm tesislerine giriyor. Ülkenin resmî geri dönüşüm kapasitesi bu yükü karşılamaya yetmiyor.

İkinci faktör, aşırı yağış. Bu yıl, son 66 yılın en yağışlı sezonu olarak kayıtlara geçti. Açıkta depolanan atıklar, aşırı yağışlarla denizlere taşındı.
Üçüncü faktörse geri dönüşüm tesislerinin kaçak deşarjları. Daha önce Adana’da sulama kanallarında yapılan bir çalışma, geri dönüşüm tesislerinin kaçak deşarjlarının, kanal boyunca mikroplastik miktarını 132 kata kadar artırdığını ortaya koymuştu. Yani, incelenen bu kanallarda saatte 5,3 milyardan fazla parçacık taşınmış.

Uzmanlara göre bu üç etken nedeniyle mikroplastikler, kış-ilkbahar aylarında Adana ve Mersin çevresindeki nehirlerden Doğu Akdeniz’e, oradan da Antalya Körfezi ve Alanya yönüne taşınmış olabilir.
Bilim insanlarına göre kirlilik tek bir noktadan değil, birden fazla kaynağın bir araya gelmesinden oluşuyor. Mersin ve Antalya çevresindeki tarımsal sera ve bunların geri dönüşümü de kirlilikte etkili olabilir. Ayrıca turizm ve kentsel atık yönetimindeki yetersizlikler de kirliliğin nedenlerinden.
İleri kademe arıtma yapılmalı
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Diken’in sorularını yanıtladı.
Adana ve çevresinde yaklaşık 20 adet sulama kanalı bulunduğunu, bir metreküp suyla saatte yaklaşık 20-25 milyar mikroplastiğin Akdeniz’e ulaştığını belirten Öztürk, şunları söyledi:
“Bölgede saatte 5,3 milyardan fazla plastik atık parçacık, sadece incelenen üç kanaldan denize taşınabiliyor. Seyhan ve Ceyhan nehirlerine bağlanan sulama kanalları Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından sıkı şekilde denetlenmeli, kaçak deşarj noktaları tespit edilip kapatılmalı. Kıyı bölgesindeki tüm geri dönüşüm tesislerinin atık suları ileri kademe arıtılarak mikroplastikli ve nanoplastikli atıksuların deşarjı engellenmeli ve gerçek zamanlı analizlerle denetlenmeli. Yeterli arıtma sistemi bulunmayan tesislerin çalışma izinleri, bu sistemler kurulana kadar iptal edilmeli.”
Kağıt üzerinde hammadde, gerçekte atık
Kağıt üstünde Avrupa’dan plastik hammadde ithal edildiği gözüküyor. Öztürk’se ithal edilenin gerçekte plastik atık olduğunu söyledi:
“Avrupa ve Birleşik Krallık’ta önemli miktarda plastik atık üretiliyor. Plastik atıkları, kirlenmiş veya karışık da olsa genellikle ‘temiz, geri dönüştürülebilir’ olarak etiketlenerek ihracata izin veriyorlar. İhracat, genellikle yerel tesisleri genişletmekten veya karışık, kirlenmiş atıklarla uğraşmaktan daha ucuz. Ucuz işçilik ve enerji, minimum çevresel uygulamalardan dolayı Avrupa ülkeleri plastik atıklarını Türkiye, Tayland gibi ülkelere ihraç ediyor. Çünkü Avrupa ülkelerinde, plastik atıkların yönetim ve bertaraf maliyetleri bizim gibi ülkelerden en az beş kat daha pahalı. Avrupa’da plastik atıkların geri dönüşümü, ikincil plastik hammaddenin ton başına ortalama 308 avrodan işlem görmesi nedeniyle yüksek işletme maliyetlerine yol açıyor. AB üye ülkeleri ayrıca, geri dönüştürülmemiş plastik ambalaj atıkları nedeniyle ton başına 800 avroluk para cezası ödüyor.
Yüzde 30-35’i fire
Geri dönüşüm sırasında yüzde 30-35 fire veriliyor. Yani tümü işlenmiyor. Diğer yandan işlenme, parçalama ve yeni madde üretimi sırasında ciddi miktarda mikro ve nanoplastik üretiliyor. Plastik atıkların parçalanmasıyla yıkama sularına yüksek miktarda (metreküp başına 112 milyon) mikroplastik salınabiliyor.
Özel bir filtreleme sistemi olmadan, tek bir tesis yılda 1366 ila 2 bin 933 metrik ton mikroplastikli suyu doğrudan derelere, akarsulara ve denizlere deşarj edebiliyor.
Bir de kaçak deşarjlar var. Öztürk, Seyhan nehri ve bağlantılı kanallar aracılığıyla taşınan kaçak deşarjların boyutunu şöyle anlattı:
“Tek bir kanaldan saatte yaklaşık 1,5 ila 2 milyar adet mikroplastik Akdeniz’e taşınıyor. Bölgede yaklaşık 20 benzer kanal bulunuyor. Bu da yalnızca bir metreküp suda saatte yaklaşık 20-25 milyar mikroplastiğin Akdeniz’e ulaşması anlamına geliyor.”
Kasımdan sonra ithalatın daha da artması bekleniyor
Öztürk kasımdan itibaren Avrupa’dan Türkiye’ye plastik atık ihracatının en yüksek noktaya çıkabileceğini söyledi. Çünkü Avrupa Birliği (AB), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) dışı ülkelere o tarihten itibaren plastik atık ihraç etmeme kararı aldı. Öztürk, “Türkiye OECD ülkesi, dolayısıyla kuvvetle muhtemel bize gönderecekler. Yılda ortalama 600 bin ton olan atık miktarı bir milyon-1.5 milyon tona kadar çıkabilir” dedi.
2017’ye kadar dünyanın en büyük plastik atığını işleyen ülkesi Çin’di. AB, Amerika, Japonya gibi ülkelerden yılda yaklaşık 6 milyon ton plastik çöp alıyordu. 2018’den itibaren yeni kurallar koydu. Plastik atık ithalatı yüzde 99 oranında düştü. Çin şimdi kendi atıklarını dönüştürmeye çalışıyor.
‘Türkiye Çin gibi mevzuatını değiştirmeli’
Öztürk’e göre Türkiye de kurallar koymalı:
“Türkiye hiçbir önlem almıyor. Toprağımız, havamız, suyumuz kirleniyor. Müsteşar olduğum dönemde (2014-2018) ilgili mevzuatın değişmesi için çalışmaya başladım. Ama emekli oldum ve uygulamaya geçirilmedi. Bizim de Çin gibi, AB, Birleşik Krallık’a ‘Dur’ dememiz için plastik atık ithali mevzuatını yeniden yazmamız lazım.
Türkiye yılda 4.2 milyon ton kendi plastik atıklarını çöpe atmaktan vazgeçmeli. Ambalaj atıklarını kaynağında ayrı toplamalı. Geri dönüştürmeli ve çöp depolama alanlarında bertarafına son vermeli ve yeni istihdam alanları oluşturmalı.”
Kirlilik kaynağında önlenmeli
Mikroplastik Araştırma Grubu, kirliliğin kaynağında önlenmesi için şu adımları öneriyor:
* Kıyı bölgesindeki tüm geri dönüşüm tesislerinin atık suları gerçek zamanlı analizlerle denetlenmeli; yeterli arıtma sistemi bulunmayan tesislerin çalışma izinleri, bu sistemler kurulana kadar iptal edilmeli.
* Tüm geri dönüşüm tesislerine yasal olarak sıfır mikroplastik sızıntısı zorunluluğu getirilmeli.
* İthal atığa dayalı mevcut geri dönüşüm modelinin sürdürülemez olduğu göz önüne alınarak plastik atık ithalatı durdurulmalı.
* Seyhan ve Ceyhan nehirlerine bağlanan sulama kanalları DSİ tarafından sıkı şekilde denetlenmeli, kaçak deşarj noktaları tespit edilip kapatılmalı.
* Geri dönüşüm tesislerinin atıksularının kentsel atıksu sistemine verilmesi engellenmeli.
* Turizm sektöründe, özellikle gezi ve eğlence teknelerinde, tek kullanımlık plastik kullanımı kademeli olarak sonlandırılmalı.
* Tarımda yoğun plastik örtü (sera) kullanımının azaltılmasına yönelik bir plan hayata geçirilmeli; tarımsal örtü geri dönüşüm tesisleri de aynı denetim standartlarına tabi tutulmalı.