Gelinen nokta itibariyle cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunduğu bilinmekte. Bununla birlikte son dönemde özellikle mimari yapıları ve gündelik uygulama rejimi ile tecrite dayalı yeni tip cezaevlerinin sayısında da artış görülmekte.
Adalet Bakanlığının verilerine göre; 2005 yılında bulunan tutuklu ve hükümlü sayısı 55 bin 870 iken, 2 Aralık 2025 tarihi itibari ile ceza infaz kurumlarında bu sayı toplam 433 bin 543’e ulaşmış, böylece 20 yıl içinde tutuklu ve hükümlü sayısı yaklaşık yedi buçuk misli artmış durumda.
Son dönemde mahpusların büyük kısmının tek kişilik hücrelerde, çok az kısmının da 3 kişilik odalarda tutulduğu, mimari yapısı ve gündelik uygulama rejimi ile tecrit/izolasyon koşullarını daha da ağırlaştıran S Tipi, Y Tipi ve Yüksek Güvenlikli gibi yeni hapishaneler açmak suretiyle bu uygulamanın yaygın ve kalıcı bir hale getirilmeye çalışıldığı görülmekte.
CPT’nin (Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi) mahkumların, günün en az sekiz saatini veya daha fazlasını hücreleri dışında belirli amacı olan ve değişen faaliyetler yaparak geçirmelerini öngören ilkesine ve Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihli, tutuklu ve hükümlülerin 10 kişiyi aşmayacak gruplar hâlinde haftada en fazla 10 saat bir araya gelerek sosyalleşmesine müsaade eden genelgesine rağmen bu düzenlemeler uygulanmamakta.
Türkiye’nin ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku ve infaz hukuku uygulamaları bu durumdayken iktidar- bürokrasi bloku hukukun yokluk halinin doğurduğu sonuçları ciddiye almamakta. Hukukun hiçliğe indirgendiği, hukuk güvenliğinin kalmadığı, demokrasinin seçimin dahi bir anlam ifade etmediği bir rejime evrildiği yerde siyasi ve sosyal barışı sağlamak mümkün değil.