Yeni Parti'nin ve hoşnutsuzların 'yasa' karşısındaki tutumu üzerine…
Y

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Bir buçuk yılı aşkın süredir Kürt sorununa ilişkin yeni bir süreç devam ediyor. İktidar cenahı bu konuda dürüst davrandı ve sürecin adını ‘Terörsüz Türkiye’ koydu; asıl hedefin ‘demokratik Türkiye’ olduğunu iddia etmedi. Demokrasiye, marketlerde gazoz üzerine iliştirilen promosyon bardak muamelesi yaptı, yapıyor.

Süreci şu ya da bu niyetle destekleyenlerin bir kısmı ise resmî adının hilafına mütemadiyen demokrasi ve barıştan söz etti. Olanı değil, görmek istediklerini gördüler sanki. Bunca ayın sonunda tek bir belediye başkanı görevine dönemedi ve başta Demirtaş olmak üzere HDP’li siyasetçiler hâlâ cezaevinde. Bu durum kendilerine eleştiri olarak yöneltildiğinde sergiledikleri öfke, örneğin son komisyon toplantısında Saruhan Oluç’un, Murat Emir’e, Demirtaş üzerinden yönelttiği sert eleştiri, apaçık/somut gerçeklerin görülmesini engellemiyor.

Yinelemekte zarar yok, 2024 sonbaharında başlayan bu sürece karşı olanlardan değilim. Karşı olmadığım, bir şeylerin başlamış olması. Buna mukabil, adı konusunda dahi tam olarak uzlaşılamayan son maceranın ilk günden itibaren yürütülüş biçimini ve sınırları iktidarca uygun görülen çerçeveyi benimsemiyorum. Bir sorunun yeniden ve medenice konuşuluyor olması iyi bir şeydir, ancak o sorunun nasıl tanımlandığı ve nasıl ele alındığı göz ardı edilirse bir süre sonra sapla samanın karışma ihtimali artar.

16 yıl sonra yeniden ‘yetmez ama evetçilik

Kürt sorunu tarihsel bir sorun. Büyük acılara, mağduriyetlere, toplumsal ve insani yaraya neden olmuş bir sorun. Türkiye’de böyle bir sorunun olmadığını düşünenler bulunduğu gibi, varlığını kabul edip tanımda ve dolayısıyla çözümde anlaşamayan çok insan, siyasi hat da var. Yüz küsur yıllık bir düğüm birkaç yılda, bir komisyonla, bir yasayla çözülmez tabii. Fakat bir yerden başlamak gerektiğine de kuşku yok.

Yok olmasına yok da, ‘Nereden ve nasıl başlanmalıydı, nasıl yol alınmalıydı?’ sorularını yöneltip süreci ve nihayetinde ortaya çıkan yasa önerisini farklı açılardan eleştirenlerin dile getirdiği çok makul, kulak verilmesi gereken itirazlar da var. Muhalif kesimden yükselen itirazları, ‘eşit yurttaşlık’ lehine kaygıları ve önerileri boğmak, ne Türk’e ne Kürt’e yarar getirir.

Ahaliden son çeyrek yüzyıl hiç yaşanmamış gibi davranılmasını beklemek de gerçekçi değil. Defalarca suya götürülüp susuz getirilmiş milyonlarca yurttaşın kanaati, kaygı ve beklentileri elbette dikkate değer. Bu satırları, 10 yıl önce ‘terörle iltisaklı’ ilan edilmiş, dosyası hâlâ Danıştay’da bekleyen, çoğu KHK’lı meslektaşı bir yargı karmaşası içinde henüz iade edilmemiş bir çeyrek KHK’lı olarak yazarken, takdir edersiniz ki Eylül 2010’dan 16 yıl sonra yeniden ve artık ciddiye alınır yanı kalmamış ‘yetmez ama evetçilik’ hevesine tanık olmak can sıkıcı. Hiç kimse bir süreci, süreci yönetenler-yürütenler gibi değerlendirmek zorunda olmadığı gibi, hemen hiçbir konuda bilgilendirilmemiş insanların endişe duymasından daha doğal bir şey yok.

Anayasaya-hukuka hep böyle baktılar

Oy verdiğim siyasetçiler tutuklu, Yeni Partili birkaç vekil ve Özgür Özel hakkında düzenlenen bilmem kaçıncı fezleke TBMM’de, dokunulmazlıklarının kaldırılması ve belki tutuklanmaları gündeme gelebiliyor vs. Şu koşullarda önümüzde bir yasa önerisi var. Bir önceki yazıda öneriye değinmemiş ve yadırgadığım birkaç anayasa tartışması üzerinde durmuştum. Şimdi de ayrıntıya girmeyi düşünmüyorum, çünkü daha ziyade ceza hukukçularının konusu. Özensizlik, acelecilik gibi eleştiriler yapıldı, belki; ancak hemen göze çarpan bazı anayasal sorunların özensizlikle değil, zihniyetle-hukuka yaklaşımla açıklanabileceğini düşünüyorum.

Örneğin, MGK’ya kazandırılan özel konum gibi. Örneğin, yürütme organı-bürokrasinin üyelerinden oluşturulacak ‘Kurul’un (md.7) yetki ve görevleri gibi. Yasaya göre kurul (Anayasa’nın 138. maddesine aykırı biçimde), yapacağı değerlendirmelerin ardından yargı organlarına taleplerini iletebilecek (md.7/4a-b) ve ‘b’ bendine göre infaz hâkimliği ‘mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla’ ortadan kaldırabilecek. Türkçesi, bir kurul yargıya talep iletirken, infaz hakimine de kurul talebiyle ‘genel af’ yetkisi tanınmış. Vesaire… Bu tarz düzenlemelerin özensizlikle-acelecilikle ilgisi yok. Anayasaya-hukuka hep böyle baktılar.

‘Hayır, çünkü yetmez’

Yeni Parti, başta ‘konunun toplumsallaştırılmaması’ olmak üzere, eleştirilerinde haklı. Yüzlerce milletvekilinin dahi birkaç gün önce haberdar olduğu yasa önerisinin TBMM’de 360’ın üzerinde oyla kabul edileceğine ise kuşku yok. Yeni Parti oy verse de vermese de. Hiç kolay değil durumları. Hangi yönde oy verirlerse versinler ‘kişisel olarak’ anlayışla karşılayacağım. Akıl verme makamında değilim. Zannetmiyorum, ancak ola ki ‘Hayır’ oyu verirlerse, bunun gerekçesini kamuoyuna anlaşılır biçimde ve salt mevzuata sığınmadan, “Hayır, çünkü yetmez” diyerek ikna edici biçimde açıklamak zorundalar.

Group of formally dressed people posing on stone steps outside a museum plaque reading 'Kurtuluş Savaşı Müzesi'.
Özel, YENİ Partili vekillerle TBMM’de. Fotoğraf: AA

Yasa’ bir mucize de değil dünyanın sonu da. Bakmayın bağırıp çağırdıklarına, alışkanlıktan olsa gerek, bana kalırsa milliyetçileri rahatsız etmeyecek bir çerçeve söz konusu öneride. Patronun kim olduğu da açıkça hükme bağlanmış. İşlevsel de olabilir, uygulanmayan yasalar mezarlığını da boylayabilir, bunu zaman gösterecek.

Çok sayıda insanın toprağına dönebilmesi insanî açıdan ve siyasetin alanının genişlemesi ‘ihtimali’ bakımından olumlu bir gelişme. Eğer demokratik bir sistemde yaşıyor olsaydık daha da olumlu olurdu! Konuya, bu gelişmenin önemini yadsımadan, Kürt’ten daha Kürt olmaya çalışmadan; bir yandan Kürtler arasında keskin görüş ayrılıkları olduğunu bilerek, diğer yandan konunun yalnızca Kürtleri değil her bir yurttaşı ilgilendirdiğini hesaba katarak ve eleştirileri-kaygıyı ciddiye alarak yaklaşmakta yarar var.

Bu çok uzun ve zorlu bir yol. Tüm demokratların, aklı başında insanların birbirine ihtiyacı var. Telaşa, öfke krizlerine, irice yargılara ve falcılığa gerek yok. Hangi kararın sonucunun ne olacağını şu belirsizlikte layıkıyla öngörebilmek neredeyse olanaksız. Son zamanlarda yeniden çok popüler olan ‘tarihin doğru tarafında durmak’ iddiasının doğruluğunu ya da yanlışlığını görebilmek için tarihe-zamana şans tanımalı.