Türkiye, birçok başka meselesi gibi enflasyonun da üstesinden gelemiyor. Peki, enflasyon gibi çözümü besbelli bir problemin üstesinden neredeyse 10 yıldır gelemeyen bir iktidarın başka alanlarda anlattığı başarı hikayeleri nasıl inandırıcı olabilir?
Bu ülkede hayat pahalı ve giderek daha pahalı hale geliyor. Refah eriyor, hayat kalitesi düşüyor ve insanlar her geçen gün daha azına rıza göstermek zorunda oldukları bir düzeye mahkum oluyor. Sekiz yıldır kesintisiz ekonomik kriz içinde olmanın ama nedense bunu hiç umursamamanın kaçınılmaz sonuçlarını yaşıyoruz.
Başka neyin kaçınılmaz sonucunu yaşıyoruz?
Mesela yüksek faiz ödemeye doyamamanın. Faiz liginde Venezuela dünyada birinci, biz ikinciyiz. Yani ücretliden, emekçiden, emekliden esirgediğimiz refahı yerli yabancı para sahiplerine yağdırıyoruz. Vatandaşın eline para geçerse harcar ve enflasyonu artırır, yabancı ise parasını alıp gidiyor. Ne dahiyane bir enflasyonla mücadele programı değil mi? Daha dahice olanı şu; yabancıya “yeter ki gelsinler” diye doları da artırmamak vaadiyle verdiğimiz yüksek faizi, vade sonunda yine kendi vatandaşımızdan tahsil ediyoruz. Birazını vergi, birazını hayat pahalılığı, birazını düşük ücret ve çoğunu da enflasyon olarak.
Politikanın en dahiyane kısmı ise şu… Aslında hiç de zor olmayan ve Amerika’yı yeniden keşfetmeyi gerektirmeyen enflasyonla mücadeleyi topluma çok zor bir iş gibi göstermeyi başarıyoruz. O yüzden uçan kaçan her türlü bahaneyi kullanıyoruz. Bunlar, kabak tadı verince de suçu dış güçlere atıyoruz. Aynı anda, enflasyonla mücadele olduğu gibi faizle mücadelede de en iyi hikayeleri anlatmaya ve en iyi sloganları atmaya devam ediyoruz.
Önümüzdeki ilk seçim bu yüzden, kötü yönetimle iyi hikayenin de tartıya çıkacağı bir terazi olacak.