İki çocuk annesi bir asistan hekim, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndaki uzmanlık eğitiminin tamamlanmasına iki ay kala intihar girişiminde bulundu. Olayın ardından açıklama yapan Samsun Tabip Odası, klinikte uzun süredir yaşanan sorunlara dikkat çekerek acil müdahale çağrısı yaptı.

Edinilen bilgiye göre Azerbaycan uyruklu asistan hekim A.B., dört yıllık uzmanlık eğitiminin bitmesine iki ay kala, klinikte yaşadığı sorunlara daha fazla dayanamayarak evinde intihar girişiminde bulundu. Kendisinden haber alamayan arkadaşlarının evine gitmesi üzerine kurtarıldı.
Türkiye’de hekimler; ağır çalışma koşulları, ekonomik sorunlar, sağlıkta şiddet ve mobbing nedeniyle yoğun baskı ve tükenmişlik yaşıyor. Bazıları ise çıkış yolu bulamayarak yaşamına son vermeyi ya da intihar girişiminde bulunmayı seçiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB Asistan Hekim Kolu, Türkiye Psikiyatri Derneği ve İstanbul Tabip Odası’nın düzenlediği “Genç Hekim İntiharları Çalıştayı” raporunda genç hekim intiharlarının bireysel değil, yapısal bir sorun olduğu vurgulanıyor. Raporda, “Uzun ve yıpratıcı bir eğitim süreci, hizmet üretiminin eğitimin önüne geçtiği bir çalışma düzeni, performans baskısı, güvencesizlik ve mobbing en çok bu dönemdeki meslektaşlarımızın omuzlarına binmektedir” deniliyor. Samsun’daki intihar girişimi de raporda dikkat çekilen sorunların güncel bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Anne sütünün anlatıldığı klinikte bile süt izni yaptırılmıyor
Samsun Tabip Odası’nın klinikle ilgili tespitleri, ruhsal çöküşe götüren, hem hayattan hem de pediatriden soğutan nedenlere işaret etti. Tespitlere göre klinikte insanüstü iş yükü ve adil olmayan nöbet düzeni var. Yasal izinlerin kullanılması engelleniyor. Yıllık izin hakları keyfi uygulamalarla kullandırılmıyor.
Çocuk sağlığı eğitimi verilen, anne sütünün önemi anlatılan klinikte dahi süt izni yaptırılmıyor. Klinikte bazı asistan hekimler sistematik baskı ve mobbing uygulamalarına maruz kalıyor. Uzmanlık eğitimlerinin ve mezuniyet süreçlerinin olumsuz etkilenebileceği kaygısıyla birçok asistan sorunlarını dile getiremeyip sessiz kalıyor.
Mimli klinik
Oda açıklamasında, anabilim dalında görev yapan hekimlerden ve farklı kanallardan kliniğin işleyişine ilişkin son derece kaygı verici bilgiler aldıklarını söyledi. Edindikleri bilgileri çeşitli kaynaklardan doğrulattıklarını da ifade eden oda, “Klinikte yaşanan sorunların artık bireysel mağduriyetleri aşarak sağlık hizmetinin niteliğini ve uzmanlık eğitimini tehdit eden ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor” dedi.
Oda, bu ağır çalışma koşulları ve psikolojik baskının en acı sonucunun intihar girişimi olduğunu söyledi: “Bir hekimin yaşamına kastedecek noktaya gelmesi, bireysel bir olay olarak değerlendirilemez. Bu durum, çalışma ortamındaki sorunların ulaştığı vahim boyutun en açık göstergesi.”
Diken’in sorularını yanıtlayan oda genel sekreteri Dr. Meltem Kopuz, pediatrinin uzmanlık eğitiminde giderek daha az tercih edilen bir bölüm olduğunu hatırlatarak, üniversite hastanelerindeki asistan hekim sayılarının yıllar içinde belirgin biçimde azaldığını söyledi. Ancak söz konusu fakültede yaşanan tablonun sadece bununla açıklanamayacak kadar ağır olduğunu söyleyen Kopuz, şunları anlattı:
Uzmanlık eğitimlerini yakanlar var
“Tıp Fakültesi açıldığından beri pediatri bölümü çok donanımlı oldu. Neredeyse bütün yan dalları, iyi hocaları da var. 60’ı bulan asistan hekimle çalıştığı dönemler var. Şu anda sekiz asistan hekim eğitim alıyor ve hizmet veriyor.
İki sene öncesine kadar durum böyleyken, bölümün idaresiyle ilgili bölüm başkanının ve dekanlığın ihmalkârlığı, ayrımcı yaklaşımlar zaten zor şartları çok daha çekilmez hâle getiriyor.
Daha önceki uyarı ve şikâyetlere rağmen maalesef idarenin bir kıpırdanışı bile yok. ‘Bölüm başkanını uyardık ama bir şey yapamıyoruz. Soruşturma açıyoruz, sonuç alamıyoruz’ deniyor.
Üç yıl uzmanlık eğitimini yakıp, klinikten ayrılan asistan hekimler biliyorum.“
Yabancı hekim ucuz işgücü
Yabancı uyruklu hekimlere yönelik ayrıca haksızlık yapıldığını belirten Kopuz şöyle konuştu:
“Mesela 40 bin lira maaşla geçinmeleri gerekiyor. Belli bir süre oturma izinleri oluyor. Bu arkadaşımızın tezi yetersiz bulunmuş ve süresi iki ay kadar daha uzamış.
Biriken bir sürü faktör bir şekilde ipleri koparmış. İki ay sonra tekrar uzmanlık sınavına girip tezini savunacağı hocalarına yönelik şikâyetçi olmak istememiş. Biz oda olarak hukuk desteği de veriyoruz.”
Kliniğin yükünün ağır olduğunu, hekim sayısının yetersiz olması sebebiyle il müdürlüğünün şehir hastanesinden pratisyen hekim ile aile hekimlerini görevlendirdiğini anlatan Kopuz, “Bugün gelinen noktada klinikler, mevcut insan gücüyle sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Bir üniversite hastanesinin eğitim kliniğinin bu koşullarda hizmet vermeye çalışması, hem sağlık hizmeti hem de uzmanlık eğitimi açısından kabul edilemez” dedi.
Eğitim ikinci plana düştü, çalışma öne geçti
Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Dr. Ayşe Gültekingil, asistan hekimlerin sağlık sisteminin sorunlarını bütün ağırlığıyla yaşadığını söyledi. Uzmanlık eğitiminin hem eğitim hem de çalışma ayağı bulunduğunu belirten Gültekingil, şöyle konuştu:
“Sürekli artan bir hasta yükü var. Bu nedenle asistan hekimlikte eğitim ayağı gittikçe zayıfladı. Çalışma ağırlıklı oldu.
Çalışırken öğrenme ya da öğrenerek çalışma esasken, asistan hekimler hasta yükünü büyük oranda karşılayanlara dönüştü.
Eğitim süreçleri henüz tamamlanmadan hasta bakımının içine girdiler. Hastaya ayrılan sürenin giderek kısalmasının sonuçlarının en büyük muhataplarından biri asistan hekimler oldu.
Bu da mesleki tatmini çok azaltmasının yanı sıra hastaya ve eğitime yeterince süre ayrılamaması anlamına geliyor.”
Şiddetin en çok görüldüğü kliniklerden
Gültekingil pediatri kliniklerinde bu sorunların daha da ağır olduğunu anlattı:
“Pediatri özel bir branş. Çok hassas, kırılgan bir hasta topluluğu bizim öznemiz. Dolayısıyla hastalara göstermemiz gereken özenin 10 kat daha fazlasını çocuklara göstermemiz gerekiyor. Bu durum tabii ki ek bir sorumluluk hissi ve özen istiyor. Hasta yükü de çok fazla.
Pediatristlerin hastanelerde hem yoğun bakım, hem acil, hem yenidoğan hem de servis gibi pek çok hayati birime aynı anda bakmaları çok ağır bir sorumluluk. Nöbet sayıları genelde çok fazla oluyor. Malpraktis davalarıyla da sık karşılaşılıyor (özellikle yenidoğan gibi alanlarda).
Bunlar özlük haklarıyla ya da başka herhangi bir şekilde telafi edilemiyor. Ağır çalışma şartlarının bir karşılığı olmuyor.
Diğer yandan şiddetin en çok yaşandığı alanlardan biri pediatri.
Hasta yakınları, en ufak bir stres yaratan durum, bekleme süresi ve başka pek çok faktörün etkisiyle şiddete başvurabiliyor.
Böyle olunca genç hekimler gittikçe bu alanlardan çekiliyorlar. Pediatri artık en az istenen branşlardan birine dönüşüyor.”