Ekstraktivizm dar anlamda ele alındığı gibi sadece maden çıkarma ya da petrol üretimi değildir. Böylesi bir yaklaşım finans kapitalin çok boyutlu saldırısını daraltmak anlamına gelir. Sermaye, emeği emek gücü haline getirerek artı değer sömürüsünü gerçekleştirir. Artı değer sömürüsü sermayenin ontolojisini oluşturur.
Kapitalist sistem genişleyerek yeniden üretim üzerinden işler ve bu işleyişin bir parçası emek gücünün genişletilmesine dayanırken, diğer parçası ise doğanın, doğal kaynakların metalaşması ve sömürgeleştirilmesidir. Yeni kapitalizm ve kapitalizmin yapısal krizi bu sömürüyü olağanüstü derinleştirdi.
Doğanın sömürgeleştirilmesi sermaye için muazzam bir değer transferi anlamına geliyor. Ekstraktivizm nehirlerin, ırmakların, derelerin, toprağın, madenlerin kaynak olarak sömürülmesi yanında özellikle yerli, yoksul köylülerin, komün halklarının yaşam alanlarından çıkarılıp, bu alanların kaynak ya da meta haline getirilmesini kapsar. Ayrıca tarımın tasfiyesi ve dönüştürülmesi, yani kar amaçlı hale getirilmesi ve tarımda tekelleşme de bu sürecin parçasıdır. Bu adımları tarımda geleneksel ekim ve tohumların terkedilerek, monokültür ekiminin yapılması izler.
Artık Akbelen, İliç, Kaz Dağları ekolojik direnişleriyle, Polyak, Doruk, Eti Gümüş, Volcan maden işçilerinin direnişleri, mücadelenin içinde kesişiyor. Kavga ve öfke birleşiyor. Daha geniş anlamda emek özgürlük mücadelesiyle, ekolojik mücadelenin ve kadın özgürlük mücadelesinin rezonansının bütün nesnelliği doğmuş durumda. Emek, kadın ve doğa mücadelesinde biçimlenen bu üç anti-kapitalist dinamiğin devrimci bileşkesini yaratmak, bütün Anadolu coğrafyasında anti-kapitalist bloğun inşası anlamına gelecektir.