ABD dışişleri bakanlığının dünya çapındaki insan hakları ihlallerini mercek altına aldığı yıllık raporunda Türkiye ‘referans ülke’ olarak gösterildi.
Raporunda girişinde, “Ukrayna’daki Bağımsızlık Meydanı’ndan Türkiye’deki Gezi Parkı’na tüm dünyada otoriteler barışçıl protestocuları dağıtmak için şiddete başvurdu” ifadesi kullanıldı.
Türkiye ‘özel liste’de
‘Basın ve ifade özgürlüğünde artan kısıtlamalar’ başlığı altında ‘özel bir yer ayrılan’ beş ülkeden biri de Türkiye. Diğerleri insan hakları sicili dökülen Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kamboçya.
İnsan haklarının yalnızca şiddet, işkence, ayrımcılıktan özgür olmak değil ifade, iletişim ve eleştirme özgürlüğünü de kapsadığına dikkat çekilen raporda Türkiye’de ‘tahminen’ 73 gazeteci ve yazarın hapiste bulunduğu belirtildi. Başbakan Tayyip Erdoğan son olarak Almanya ziyareti sırasında söz konusu sayıyı, “Parmak sayılarını geçmez” olarak vermişti.
Rapora ‘Gezi ruhu’ sinmiş
Raporun Türkiye bölümüne ise Gezi eylemleri boyunca sergilenen polis şiddetine ve hükümetin 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasındaki tavrına yönelik sert eleştiriler damga vurdu. Hemen her alt başlıkta Gezi Parkı’ndaki insan hakları ihlallerine değinildi. 17 Aralık sonrasında yaşananların ‘skandal‘ diye nitelendi.
Raporda, 2013’te Türkiye’deki en önemli insan hakları sorunları şöyle sıralandı:
‘Gezi’de aşırı güç kullanıldı’
* Özel olarak not düşmek isteriz ki, yetkililer geçen yaz düzenlenen Gezi Parkı gösterilerinde yedi kişinin de ölümüne yol açacak şekilde aşırı güç kullandı; ifade ve basın özgürlüğünde genel olarak gerileme yaşandı.
Binlerce kişi gözaltına alındı
* Yetkililer protestoları dağıtmak için aşırı güç kullandı; aralarında gazeteci, akademisyen, avukat ve öğrencilerin de bulunduğu binlerce kişi gözaltına alınıp terörle mücadele yasasından suçlandı.
* Birçok gösteri engellendi. Polis biber gazı kullanımıyla ilgili standartları görmezden geldi. Gaz göstericilere kısa mesafeden sıkıldı, dar sokaklarda ve kapalı alanlarda kullanıldı.
* Savcılar gazetecilere karşı onlarca dava açtı. Gezi Parkı olayları sırasında da gazeteciler güvenlik güçleri tarafından özellikle hedef alındı. En az 105 gazeteci saldırıya uğradığı, beşi yabancı olmak üzere 28 gazeteci göz altına alındı. Muhalif kanallara para cezaları kesildi.
* Yasalar gösteri hakkını tanısa da hükümet çoğu protestoyu devlete karşı bir tehdit olarak gördü ve kalabalıkları – çoğu zaman aşırı şiddet kullanarak- kontrol altında tutmak için yüksek sayıda polis görevlendirdi.
Otosansür 2013’te çok yaygındı
* Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele yasasındaki bazı maddeler, ifade, basın ve internet özgürlüğünü kısıtlıyor.
* Onlarca gazeteci hapiste; çoğu terörle mücadele yasası kapsamında veya yasadışı örgüt bağlantısından suçlanıyor. 2013’te otosansür çok yaygındı çünkü devleti veya hükümeti açıkça eleştirmenin dava ya da soruşturmayla sonuçlanacağına ilişkin bir korku hakim.
* Medyanın hükümetle iş yapan şirketler ve holdinglere ait olması bağımsızlığı engelliyor ve otosansür ortamı yaratıyor. Medya sahiplik yapısındaki tekelleşme haber içeriğini etkiliyor ve kamusal tartışma ortamının kapsamını daraltıyor.
* TİB’in yetkileri ve sansür uygulamaları sürüyor.
Yürütme, yargı ve emniyete müdahale etti
* Özel olarak not düşmek isteriz ki, 17 Aralık’taki yolsuzluk operasyonu ve bunu izleyen skandalın ardından hükümetin binlerce polis ve savcının görev yerini değiştirmesiyle birlikte emniyet ve yargı, yürütmenin müdahalesine maruz kaldı.
Şüpheliler AKP’nin zirvesiyle aile ya da iş bağı olan kişiler.
* Terör ve diğer tehditler konusundaki geniş kapsamlı yasalar ve bu tür davaların yürütülüş biçimindeki şeffaflık eksikliği adalete erişimi kısıtladı.
Yargıya siyaset karıştı
* Yargı sistemi siyasileşti ve aşırı yüklendi. Yetkililer rastgele tutuklamaları, uzun gözaltıları ve uzun düreli davaları sürdürdü. Soruşturmanın gizliliği kararları, savunma makamının kanıtlara erişimini sınırladı ve şüphelilerin yargı tarafından ne kadar korunduğuna dair şüpheleri artırdı.
* Savcılarla yargıçlar arasındaki yakın bağlar, uygunsuz ve tarafsız uygulamaların yürürlükte olduğuna dair bir izlenim yarattı. Savcı ve yargıçlara verilen geniş kapsamlı yetkiler, özellikle de devletin güvenliği konusunda, ceza yasalarının tutarsız ve belirsiz biçimde hayata geçirilişine katkı sağladı.
* Keyfi tutuklamalar, uzun tutukluluk süreleri sürüyor.
* Geniş yetkilerin farklı şekillerde kullanılması yasaların uygulanmasında tutarsızlıklara neden oluyor.
* Güvenlik güçleri ve adli sistem yürütmenin etkisinde.
Kadın, çocuk ve LGBTİ bireyler korunmadı
* Hükümet, kadınlar, çocuklar ve LGBTİ bireyleri toplumsal istismar, ayrımcılık ve şiddete karşı etkili biçimde korumadı. Namus cinayetleri ve çocuk evlilikleri devam etti.

