Tarım Avrupa’dan Anadolu’ya gelmedi. Tersine, arkeoloji ve eski DNA araştırmaları, Avrupa’daki Neolitik dönüşümün yaklaşık 8 bin 600 yıl önce Batı Anadolu ve Ege Havzası’ndan göç eden çiftçi topluluklarıyla başladığını gösteriyor. Bu insanlar tohum, evcil hayvan ve toprağı işleme bilgisini Avrupa’ya taşıdılar.
Kısacası, Avrupalıya tarımı öğreten yol Anadolu’dan geçti. Anadolu’da tarım günümüzden 11 bin -12 bin yıl önce başladı.
Ne büyük çelişkidir ki tarımı Avrupa’ya taşıyan Anadolu çiftçisinin torunları bugün Avrupa’daki çiftçilerle kıyaslanamayacak ölçüde korumasızdır. Binlerce yıl önce üretim kültürü taşıyan bu topraklar, bugün kendi çiftçisini perişan ediyor.
Türkiye’de ise kooperatif çoğu yerde çiftçinin şirketi değil, çiftçiye girdi satan ve borçlandıran bir kurum gibi çalışıyor. Çiftçinin ürünü para etmiyor ama ona gübre, yem ve ilaç borçla satılabiliyor. Bu borca faiz işletiliyor. Sonra ürün bedeli borca mahsup ediliyor. Çiftçi ürününü satıyor ama cebinde yeni üretim dönemini çevirecek para kalmıyor. Geçen yıl arpa tohumunu 30 liradan verip, bu yıl arpayı çiftçiden 10.75 liradan alıyor. Üstelik çiftçinin borcuna denk gelecek kadarını alıp, kalan ürünü tüccarın daha da ucuza almasının yolunu açıyor.
Tarım kredinin kârı 18 milyar.
Bu kârın ne kadarı ortak çiftçiye döndü?
Gübre ve yem indirimi olarak mı döndü? Ürün alım primi olarak mı döndü? Faizsiz işletme sermayesi olarak mı döndü? Yoksa çiftçinin sırtından büyüyen ticari yapının kasasında mı kaldı?
Yapılması gereken bellidir.
TMO’nun açıkladığı fiyat gerçek bir taban fiyat olmalı; çiftçinin kayıtlı ürününün tamamı zamanında alınmalıdır. Tarım kredi, TMO alım ağına katılmalıdır. Sürece çiftçi sendikaları dâhil olmalıdır. Ürün bedeli borcu karşılamıyorsa; tamamını borca sayan uygulamalara son verilmeli, çiftçiye yeni üretim dönemi için para bırakılmalıdır.
Ziraat Bankası kredilerinde küçük aile işletmelerine kota konulmalı küçük çiftçi korumaya alınmalıdır. Ürün fiyatları ekimden önce ilan edilmeli, maliyetler olağanüstü arttığında güncellenmelidir.
Çünkü küçük çiftçiyi korumak sosyal yardım değildir. Gıda güvenliğini, kırsal yaşamı ve ülkenin üretim bağımsızlığını korumaktır.
Bir ülkede çiftçi emekli aylığını tarlasına yatırıyor, çiftçi adına kurulmuş yapı ise 18 milyar lira kâr açıklıyorsa ortada bir başarı değil, paylaşım sorunu vardır.
Kooperatifin gücü kasasındaki parayla değil, ortağının refahıyla ölçülür.