Doğa koruma ve sağlık alanında çalışan 13 sivil toplum kurumunun oluşturduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na havadaki en tehlikeli kirleticilerden biri olan PM2.5’e yasal sınır getirilmesi çağrısı yaptı ve imza kampanyası başlattı.

PM2.5 ince partikül madde olarak da isimlendiriliyor. Bunlar gözle görülemeyecek kadar küçük toz parçacıkları. Çapları 2,5 mikrometreden küçük. Yani yaklaşık bir saç telinin otuzda biri kalınlığında. Bu kadar küçük olunca, solunum yoluyla akciğerlerin en derin noktalarına kadar ulaşabiliyor, kana karışarak tüm vücuda yayılabiliyorlar.
Araştırmalara göre, yıllık ortalama PM2.5 düzeyinde her 10 µg/m³ artış; İskemik kalp hastalığına bağlı ölümleri yüzde 23, serebrovasküler ölümleri yüzde 24, yeni inme vakalarını yüzde 13, yeni kalp krizi vakalarını yüzde 8 oranında artırıyor.
Bu parçacıklar aslında havada asılı duran çok küçük ve karmaşık bir karışım. İçinde ağır metaller, tuz (sülfat, nitrat, amonyum tuzları vb.), organik maddeler ve mikroorganizmalar (bakteriler, virüsler, mantar sporları, polen vb.) bulunabilir. İnsan sağlığı için en büyük risk, bu parçacıkların vücudun en hassas bölgelerine kadar ulaşabilmesinden kaynaklanıyor.
Platformun koordinatörü, çevre ve iklim politikaları uzmanı Deniz Gümüşel, Türkiye’de hâlâ PM2.5’la ilgili sınır bir değer bulunmadığı gibi yeterince ölçülmediğini de söyledi.
Taslak yönetmelik nerede?
Bakanlığın beş yıl önce bununla ilgili bir taslak yönetmelik hazırladığını ve web sitesine de yüklediğini belirten Gümüşel, “Sanayinin bu konuda ciddi lobi yaptığını düşünüyoruz. Taslak yönetmelik yürürlüğe sokulmadığı gibi bakanlığın web sitesinden de kaldırıldı” dedi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği gibi PM2.5 sınır değerlerinin belirlenmesi, sanayinin ek önlemler almasını gerektiriyor. Sanayi bunu ek maliyet olarak görüyor. Oysa ülkede yılda 60 binden fazla insan hava kirliliğine bağlı ölüyor. Sadece PM2,5 kirliliğinin ekonomik maliyetiyse, Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 10’u olan 138 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Halk sağlığını korumak kamunun görevi. Ancak hava kirleticilerinin sınır değerlerinin belirlenmemesi ve gerektiği gibi izlenmemesi, denetlenmemesi sağlığın korunması meselesinin, kirletenlerin vicdanına bırakılması anlamına geliyor. Kârdan dahi zarar etmek istemeyen işletmeler, bu maliyet unsurunu ‘lüks‘ olarak görüyor ve umursamıyor.
Diken’in sorularını yanıtlayan Gümüşel, PM2.5’in sağlığı en fazla etkileyen kirletici olduğuna dikkat çekti ve ekledi: “Dolayısıyla buna bir sınır getirilmesi halk sağlığı açısından atılması zorunlu olan bir adım.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na göre, 382 sabit istasyon ve 4 mobil araçla hava kalitesi 7 gün 24 saat anlık izleniyor. THHP’ye göre bunların sadece yaklaşık 189’unda PM2.5 ölçüm altyapısı bulunsa da düzenli ve sağlıklı veri elde edilemiyor. Yılın yüzde 90’ı ve üzerinde yeterli kalitede veri alımı sağlanabilen istasyon sayısı ortalama 88 civarında kalıyor.
Gümüşel’in verdiği bilgiye göre, PM2.5 hem insan faaliyetleri hem de bazı doğal süreçlerle meydana geliyor. Doğal kaynaklar arasında rüzgârla taşınan deniz tuzu, volkanik aktiviteler, orman yangınları, toz fırtınaları, bitkilerden salınan parçacıklar ve polenler yer alıyor. İnsan kaynaklılar ise egzoz gazlarından, kömür ve odun gibi katı yakıtların yakılmasından, sanayi tesislerinden, tarımsal faaliyetlerden ve evde biyokütle yakılmasından salınıyor.
Beyin, kalp, böbrek ve her yere ulaşıyor
Kapsamlı uluslararası çalışmalar, hava kirliliğinin erken ölümlerin ve hastalık yükünün başlıca nedenlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Küresel düzeydeki toplam hastalık yükünün yüzde 8’i dış ortam partikül madde (PM2.5) kirliliğine atfediliyor. Bu oran, PM2.5’i hastalık yüküne katkı açısından tüm risk faktörleri arasında birinci sıraya yerleştiriyor. Onu yüksek tansiyon (yüzde 7,8), tütün kullanımı (yüzde 5,7), düşük doğum ağırlığı ve erken doğum (yüzde 5,6) ile diyabet (yüzde 5,4) takip ediyor.

Mikroskobik boyutu sayesinde solunum yollarının en derin noktalarına, alveollere kadar ulaşabiliyor. Buradan dolaşım sistemine geçerek beyin, kalp ve böbrekler gibi yaşamsal organlara taşınabiliyor. Oksidatif stres, DNA ve mitokondri hasarı, bağışıklık sistemi bozuklukları ve kronik inflamasyon yoluyla hastalıkların ilerlemesine, hatta kansere neden oluyor.
Çok sayıda bilimsel araştırma, PM2.5 maruziyetinin solunum sistemi hastalıkları (astım, solunum yolu enfeksiyonları, KOAH, akciğer fibrozu ve akciğer kanseri) ile güçlü biçimde ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca çalışmalar, PM2.5 maruziyetinin kalp kası büyümesi, ateroskleroz, koroner sendrom, hipertansiyon ve diyabete yol açabileceğini gösteriyor. Nörolojik ve psikiyatrik etkiler arasında inme, depresyon ve diğer bilişsel bozukluklar sayılıyor. Ayrıca, PM2.5 maruziyeti Alzheimer hastalığı riskinde artışla ilişkilendirildi. PM2.5’in üreme sağlığı üzerinde de etkileri olduğu bildirildi. Testis hasarı ve yumurtalık işlev bozukluğuna katkısı var.
Son dönemde yapılan çalışmalar, PM2.5 kirliliği ile COVID-19 vaka artışları arasında da anlamlı ilişkiler olduğunu gösteriyor.
Tepeden tırnağa zarar veriyor
PM2.5’un sağlık üzerine saptanan diğer bazı etkileri şöyle:
*PM2.5, solunum sistemini hem kısa hem de uzun vadede olumsuz etkiler. Kısa süreli maruziyet astım alevlenmeleri gibi akut tabloları tetiklerken, uzun süreli maruziyet kalıcı hasara ve artan hastalık yüküne yol açıyor.
*Araştırmalar, PM2.5’in astım, KOAH, akciğer fibrozu (akciğer sertleşmesi) ve akciğer kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor.
*Bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Vücudu enfeksiyonlara daha açık hale getiriyor. Çocuklar bu etkilerden en çok zarar gören gruplardan biri.
*Hem kısa hem de uzun süreli maruziyeti kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratıyor.

* PM2.5, sinir sisteminde nöroinflamasyon, oksidatif stres, mitokondri hasarı ve amiloid plak oluşumuna yol açıyor. Bu mekanizmalar aracılığıyla inme, Alzheimer, Parkinson, amyotrofik lateral skleroz (ALS) gibi nörodejeneratif hastalıkların yanı sıra depresyon riskini de artırıyor.
*Endokrin sistemi metabolizma, kan şekeri kontrolü (insülin direnci, tip 2 diyabet, gebelik diyabeti) ve tiroid fonksiyonları üzerinden etkiliyor. 19 ülkeden 86 epidemiyolojik çalışmayı kapsayan bir sistematik derleme ve meta-analize göre, yıllık ortalama PM2.5 düzeyinde 10 µg/m³ artış; yeni tip 2 diyabet vakalarında yüzde 10, toplumdaki tip 2 diyabet görülme sıklığında yüzde 8 artışı işaret ediyor.
*Bir yıldan uzun süreli PM2.5 maruziyetinde, yıllık ortalama her 10 µg/m³ artış, kronik böbrek hastası sayısını yüzde 31 artırıyor.
*Hava kirliliği (özellikle partikül madde) Grup 1 kanserojen olarak sınıflandırılıyor. Akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 29’u hava kirliliğinden kaynaklanıyor. PM2.5 kirliliği yalnızca akciğer kanseriyle değil; mesane, meme, karaciğer ve kolorektal kanserlerle de ilişkilendiriliyor.