Ankara zirvesi Türkiye’nin çok da sağlıklı olmayan NATO algısını bir uçtan diğer uca savurma riski taşıyor. Düne kadar Erdoğan’ın gidip istediklerini dayattığı, istemediklerini engellediği, aile fotoğraflarında anlık yanak okşama illüzyoları ile karizma üretilmeye çalışılan ve aslında bir türlü normalleşemeyen Batı ile ilişkiler parantezinde sorunlu bir yere oturan NATO şimdi de neredeyse sorgulanamaz ve içkin bir ittifak konumuna oturuyor.
Kimlik ve özgüven sorunlarını çözememenin en yalın hikayelerinden birini Türk toplumunun ve kurumsal aklının NATO ile kurduğu ilişkide görmek mümkün. Gerçek ve sahici denge ise bu iki ucun arasında bir yerlerde.
Özellikle Ankara’da son bir aydır yaşanan “misafir geliyor salona girmeyin” psikolojisi de bunun bir yansıması. Gelen ülke liderlerinin neredeyse hiçbiri ülkesinde böyle bir muamele görmüyor. Büyük kısmı tarifeli seferlerle seyahat etmeyi sorun görmeyen, en büyük dört ülkenin dışında çoğunun protokol şartları Erdoğan’ın protokol düzenlemesinin yanından bile geçemeyecek devlet ve hükümet başkanlarından bahsediyoruz.
En büyük dört ülkenin hepsinde başkana özel havalimanı yok zaten. Ankara, İslam İş birliği Toplantısına ev sahipliği yapsa bu hazırlıklar olur muydu ayrı mesele. Belki Konya, Bursa, Kayseri’de bazı programlar olurdu. İkinci boyut ise devletle toplum arasında ast-üst ilişkisini, “vatandaş” kavramının içinin ne kadar doldurulmaya muhtaç bir konumda olduğunu bütün çıplaklığı ile görmüş olduk.