Bugün, Madımak’ın yıldönümünde otuz üçüncü kere o felakette hayatını kaybeden kıymetli insanları anabiliriz, arkalarından ağıtlar yakabiliriz, olayın faillerinin aldığı cezaları, yattığı yılları az bulabiliriz, olayların gerçek sorumlularının cezasız kalmasını lanetleyebiliriz…
Ama bu ülkenin hâlâ aklını başına toplayamamış olmasını, yaşananları doğru yerden okumak gibi bir çabasının bulunmamasını, iktidarın kurduğu tuzaklara düşmeye devam etmesini, Turan Dursun’u, Bahriye Üçok’u öldürüp, Madımak’ı ateşe vererek ilerleyen bir aklın hükmünde yaldır yaldır iktidara gelen bir sistemin yolunu kesmeyi becerememesini affedemeyiz.
Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabını Türkçeye çevirip yayınlamaya kalkıştığı için kendisini din düşmanı ilan eden karanlık zihinlerin körüklediği Madımak vahşetinden şans eseri ağır yaralı olarak kurtulan Aziz Nesin olaydan sonra şöyle demişti:
“Bir devlet var, diyordum ben. Bir devlet var, inanılacak devlet var. İyi-kötü, yanlış yapıyor-doğru yapıyor ama devlet var. Elbette bunu önleyecekler. Bu kadar ödün verilemez, diye düşünüyordum. Yanılmışım!”
Devletlerin verdiği ödünler halkların kaderlerini belirler. Halkların vermediği ödünler de devletlerin kaderini…
Madımak hiç sönmedi hep yanıyor ve o ateş hem bizi hem de yeni nesilleri sistematik olarak dumanında boğuyor.