Behçet Aysan'ı kurşundan koruyan koğuş
B

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Behçet Aysan’ın ‘116. Koğuş’ başlıklı bir şiiri var; ‘sevgili arkadaşım psikiyatr dr. y. doğan’a’ diye ithafıyla başlıyor.

İlk başta bir hapishane şiiri gibi okunabilir, zaten şiirimizde ‘koğuş’ sözcüğü geçiyorsa orası genellikle hapishanedir. Hapishane koğuşlarında atılan voltaların, birikmiş özlemlerin, okunmuş kitapların, beklemelerin, aşkların hatta ayrılıkların şiiri olduğu kadar, direnmenin ve ısrar etmenin de şiiridir. 

Behçet Aysan.

Koğuş iktidarın alanıdır; hapishanelerde olduğu gibi hastane ve okul yatakhanesi gibi yerlerde, birden fazla insanın barındığı alanları tanımlar. Kuralları ve yaptırımları vardır. Ne mahremiyetten söz edebiliriz ne de kişisel alandan; kolektifi ve kitle olmayı simgeler. Ulus devlet her yerde her şeyin adını koyduğu gibi makul vatandaşın üretim sürecinin ve koğuştaki disiplinin de adını koyar. Askeri koğuşlarda ışıkların gece aynı saatte sönmesi, herkesin sabah aynı saatte uyanması gerektiği zamanlara ben de tanık olmuştum…

Netice itibariyle insan hiyerarşisindeki barınma başlığı altındaki koğuşu, tek başına bir barınma alanı olarak adlandırmak güçtür. Başefendi ve nöbetçi gardiyanlar sayıma gelir. Nöbetçi doktorun ya da vizitelerin de içine katılmasıyla başhekim bu alanlardan sorumludur. Nöbetçi subayı saymaya zaten gerek yok. 

Örülü duvarlar dışarıya karşı bir güven ve barınma hissinden ziyade içerideki iktidarın emrinde ve gözetimindedir. Normal zamanlarda bir araya gelmesi ve yaşam allanını paylaşması mümkün olmayan insanları bir arada tutmanın ranzaları dizilidir orada. Mutlak itaata karşı mutlak direniş alanları olarak da okunabilir.

Ama 116. Koğuş bütün bu anlamların dışında bir neden taşır. Behçet Aysan hayatta kalabilmek için orada, o koğuşta saklanmakta, eşi ve çocuğunu bile camların ardından görmektedir. Koğuş bir tutulma alanı değil, şair için hayatta kalma alanıdır.

Koğuşun şiiri

1968 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başlayan Behçet Aysan, siyasal faaliyetlerinden dolayı 12 Mart 1971 muhtırası sonrasında tutuklandı. Ama 116. Koğuş şiiri cezaevinde geçmiyor. Aysan 1974’teki afla dışarıya çıktığında neyseki okumaya devam edebildi.

Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyan Behçet Aysan elbette yıllarını koğuşlarda geçirdi. Ama 116. Koğuş şiiri askeri okulun yatakhanelerinde de geçmiyor. Bir saklanma ve hayatta kalma alanı olarak şiirin bize söylediklerine bakalım…


116. Koğuş

-sevgili arkadaşım
psikiyatr dr. y. doğan’a

dışarda
solgun, sarı kavak ağaçlarının
üstünde taşınır gibiydi
gökyüzü gölgesinde küçük bir çocukla
mavi bir kadın.

Sürgit tünelde öpüşen
bir gece yarısı ekspresi
ve şarkılar halinde
sesin ve sözün geçmediği
şarkılar
ve yine o
mavi kadın.

dışarda solgun, sarı kavak ağaç-
ları ve gece
içeride
ölüm gibi yalnızlığım.


Faşistlerin sık sık yayımladıkları ölüm listelerinden birinde adı ikinci sırada yer alan Behçet Aysan’ın başından geçenleri saklamaktadır bu şiir. Ölüm listesinin başlarında bir yerde olunca, bir tenhada vurulmaktan kurtulması artık şansa bile bağlı değildir.

Ankara Tıp’ta öğrenci Behçet Aysan’ın adını ölüm listesinde gören Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Psikiyatri Kliniği’nde görevli Dr. Y. Doğan kucak açar şaire. Ortalıkta dolaşmasını istemediği, kör kurşundan sakındığı için onu herkesten gizli bir halde psikiyatri kliniğine yatırır.

Tıp fakültesinde öğrenci bir şairin faşistlerden kaçıp/kaçırılıp hayatta kalabilmesi için psikiyatri kliniğinde yatmışlığının şiiridir 116. Koğuş.

Şiirde adı geçen küçük çocuk, şairin kızı Eren Aysan, mavi kadın da eşi Adviye Aysan’dır. Şiirde geçen ‘gece yarısı ekspresi’ filmi 1978’de vizona çıktığına göre, Eren en fazla iki yaşındadır ve şiirin yazılma zamanı mutlaka 1980 öncesidir.

Eren ve annesi sarı kavak ağaçlarının altında durup gökyüzüne bakar gibi hastanenin bahçesinden Behçet Aysan’ın ‘saklı tutulduğu’ koğuşun penceresine el sallamaya giderdi.

O küçük çocuk ve mavi kadın… Onlara bile yasaktı görüşmek, çünkü şairin hayatı söz konusuydu. Behçet Aysan da 116. Koğuş’un penceresinden eşine ve kızına bakar, onların selamını alır mutlu olurdu.

Geceleri gelip çöreklenen o yalnızlık hissinin koğuşta neye benzediğini de şiirin sonunda zaten yazmış şair.

2 Temmuz’da yanan ateş

Artık ne desek, ne yapsak anlamsız bir boşluğun girdabında yankılanıyor sanki. Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz insanların davası bile görülmedi; sanıklar affedildi, dava zaman aşımına uğradı. Kaçak katilleri arayan soran olmadı. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımına uğrayamayacağını anlamak istemedi koğuşun yapıcıları.

Dönemin adalet bakanı bile katillerin avukatı olarak mahkemelere girdi. 

Şairine, yazarına, sanatçısına bu kadar düşman bir hukuk dünyanın hangi ülkesinde var. Dünyanın başka hangi ülkesinde şairleri, yazarları, sanatçıları bir otel odasına doldurup ateşe verdiler, bunu da bilmiyorum.

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, Madımak Oteli’nde çakılan kibritle çıkarılan yangın içimizde hiçbir zaman sönmedi, yanmaya devam ediyor.

Eren Aysan’ın anlattıkları

30 Haziran akşamı TMMOB Makine Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Gebze İlçe Temsilciliği’nde ‘Behçet Aysan’ın Anısına: Sivas’ı Unutmamak, Laikliği Savunmak’ başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. Eren Aysan ve Mahmut Aslan’ın konuşmacı olduğu oturumu işçi bir şair olan Halil Yeni yönetti.

Dinleyici olarak katıldığım oturumda ben de Behçet Aysan’dan üç şiir okudum. ‘Düello’dan rastgele sayfalar açıp okuduğum şiirlerden biri de ‘116. Koğuş’tu. Oturum sonrası Eren Aysan bana bu şiirin hikâyesini anlattı.

İzmit’ten hemşehri olduğumuz şair Behçet Aysan’ı saygı ve kıymetle anarak, yangına kibrit çakanları, benzin taşıyanları, katliama göz yumanları bir kez daha lanetledik.

Hamiş: Turgay Yakut uzun zamandır üzerine çalışıyordu nihayet Behçet Aysan şiirlerinden oluşan bestelerini bir albümde topladı. ‘Sevmeyi Unutanlar İçin’ albümü hepimiz için erişilebilir müzik sitelerinde. Behçet Aysan’ın Sevmeyi Unutanlar İçin, Bir Bahar Dalıyla, Tortu, Dağılan Gül ve Ayna şiirlerinden oluşan besteleriyle Turgay Yakut bir tık uzaklıkta…

Behçet Aysan (1949-1993)

Behçet Aysan’ın kitaplarına girmemiş şiiri