Bir söyleşide, “Eski kupalardaki futbol daha mı güzeldi, yoksa siz mi onları güzel olarak hatırlıyorsunuz” sorusuna, “Yok futbol hakikaten daha güzeldi” yanıtını vermiştim. Bir şekilde yurtdışında tekrarlarını izleyip futbola gözümü açtığım 1970 Dünya Kupası maçları belleğimde bütün tazeliğiyle duruyordu.
Evet, o zamanki futbol vahim hakem kararlarından kupanın sahada taraftarla birlikte kutlanmasına kadar daha insaniydi, daha bir hayatın içindendi. Sahada oynanan oyun belki yavaştı ama çok daha saftı; kolay hissedilir, uzun uzun tadına varılır ve yıllarca unutulmazdı. O sahnede izlediğiniz oyunla ertesi gün mahallede ya da hafta sonu amatör ligde oynayacağınız top aynı şeymiş gibi gelirdi size.
Bu kupadaki futbola baktığımda artık emin değilim. Evet, eskiden oynanan futbol daha güzel olabilir ama bu Dünya Kupası’nda futbol kalitesi ve enerjisi umduğumun çok ötesinde.
Bu kupada gördüğüm en çarpıcı özellik, milli takımların her bakımdan kulüp takımlarına öykünüyor olması. Hatta kulüp takımlarına döndüler bile denebilir. Zaten artan milli maç sayısı da bu yönde zorlayıcı bir etken.
Bir zamanların en güçlü futbol ekolüyken futbol ihracatçısı bir ülkeye dönüşerek kimliğini kaybeden Brezilya diriliş için lig takımlarında kazanılmadık kupa bırakmayan Carlo Ancelotti’ye sarılmış durumda. Sadece Brezilya değil, 48 takımın 28’inin başında o ülke vatandaşı olmayan, lig deneyimli hocalar var.