Bazı çevreler CHP merkezli gibi görünen sorunlar için “bunlar bu partinin iç sorunu” diyorlar ve bu sorun hakkında düşünce açıklayanları bazen ‘hariçten gazel okumakla’ suçluyor ve onlara size ne oluyor diyebiliyorlar. Önce şu gerçeğin altını çizelim: Eğer partiler, ayrımsız “demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak görülüyorsa, bu yaşamı ihlal eden her türlü anti-demokratik uygulama bu ülkenin tüm yurttaşlarını ilgilendirir.
Örneğin partilerin başına kendi genel kurullarında, kongrelerinde seçilen meşru yöneticiler sıradan bir mahkemenin kararı ile görevden alınabiliyor, yerlerine başkaları yönetici olarak atanabiliyorsa o zaman ortada söz konusu partiyi aşan, ülkedeki “demokratik yaşamı” tartışmaya açan çok ciddi bir sorun var demektir. Demokrasi isteyen her yurttaşın görevi demokratik hak ve özgürlükleri savunmak ve korumaktır.
Söz konusu olan anti-kapitalist, anti-tekelci bir mücadele değil, siyasi demokrasi mücadelesidir. Tekelci burjuvazinin kendi çıkar ilişkilerinden kaynaklanan çelişkiler AKP içinde zaten vardır ve sürmektedir. Bu tür çelişkilerden işçi ve emekçi halk yararına bir sonuç çıkmaz. Bu nedenle sürmekte olan siyasi demokrasi mücadelesine tekelleri bahane ederek veya CHP’nin iç sorunu diyerek kayıtsız kalmak sadece apolitik bir platforma savrulmak değil, güçlü olana -Saray Rejimi- avantaj sağlamak anlamına da gelmektedir.