Harbiye'den parklara: 33'üncü İstanbul Caz Festivali'nde ne dinlemeli?

Yılın o zamanı geldi! İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 33’üncü İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında şehrin farklı mekânlarında müzikseverlerle buluşuyor. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndan Atatürk Kültür Merkezi’ne, Salon İKSV’den Boğaz hattına, parklardan Kadıköy sahnelerine uzanan festival, bu yıl da cazı yalnızca bir tür olarak değil, farklı coğrafyaları, gelenekleri ve sahne dillerini bir araya getiren canlı bir müzik alanı olarak konumluyor.

Programda Marcus Miller’ın Miles Davis’e saygı duruşundan Robert Plant’in folk, blues ve gospel’e açılan son dönem projesine; Arooj Aftab’ın şiirsel ve hipnotik dünyasından Thee Sacred Souls’un modern soul yorumuna; Brezilya gecesinden genç caz sahnesine, Caz Vapuru’ndan Parklarda Caz’a uzanan geniş bir rota var. Peki bu yıl hangi konserde kim var, sahnede sizi nasıl bir müzikal deneyim bekliyor ve hangi etkinlik neden kaçırılmamalı?

33’üncü İstanbul Caz Festivali için kısa ama kapsamlı bir dinleme rehberi hazırladık.

Festival Açılış Konseri: Marcus Miller presents WE WANT MILES!

33’üncü İstanbul Caz Festivali, açılışını caz tarihinin en etkili müzikal ortaklıklarından birine saygı duruşuyla yapıyor. Bas gitarın yaşayan efsanelerinden Marcus Miller, Miles Davis’in doğumunun 100. yılı vesilesiyle hazırladığı ‘WE WANT MILES! The Reunion Tour 2026’ projesiyle Harbiye sahnesinde olacak.

Kimdir?

Marcus Miller, caz, funk, R&B ve fusion arasında kurduğu güçlü köprüyle çağdaş bas gitarın kuşkusuz en önemli isimlerinden biri. Ancak ondan sadece bas virtüözü olarak bahsedilemez. Miller, kariyeri boyunca Miles Davis, Herbie Hancock, Luther Vandross, Wayne Shorter ve David Sanborn gibi müzik tarihinin büyük isimleriyle çalışmış bir besteci, aranjör, prodüktör ve çok enstrümanlı bir müzisyen.

Yine de şüphesiz ki onu caz tarihinde özel bir yere koyan en önemli başlıklardan biri Miles Davis’le kurduğu yaratıcı ortaklık. Miller, Davis’in 1980’lerdeki elektrik döneminde sahnedeki güçlü bas yürüyüşlerinin yanında, prodüktör ve besteci kimliğiyle de o dönemin sesini şekillendirdi.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Bu konsere nostaljik bir anma gecesinden çok, Miles Davis’in müziğe bakışını bugüne taşıyan canlı, elektrikli ve yüksek enerjili bir sahne olarak bakılabilir. WE WANT MILES! projesi, Miles Davis’in 1980’lerde cazı; funk, rock, soul ve elektronik dokularla yeniden düşünmeye başladığı döneme odaklanıyor ve Marcus Miller’ın belirgin, tok ve ritmik bas tonu, Mike Stern’in gitarı, Bill Evans’ın saksofonu, Mino Cinelu’nun perküsyonlarıyla bu miras bugün yeniden yorumlanıyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Marcus Miller, Miles Davis’in mirasının bizzat içinden gelen biri ve onun müziğini dışarıdan yorumlayan bir müzisyen değil. Dolayısıyla WE WANT MILES! projesine sadece büyük bir caz ustasına saygı konseri olarak bakamayız. Bu proje cazın dönüşümüne ivme veren, onu yenileyen, sınırlarını zorlama cesareti gösterenleri hatırlamak için bir buluşma.

WE WANT MILES!, 33’üncü İstanbul Caz Festivali gibi gücünü köklerinden alan, tüm duyuları bugünün seslerine açık bir festival için mükemmel bir açılış konseri.

Takvim notu:

30 Haziran Salı, 21.30
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu

Thee Sacred Souls / LA LOM

Harbiye’nin ikinci gecesi, soul’un geçmişten bugüne uzanan sıcak ve romantik ritmine ayrılıyor. 1960’lar ve 70’lerin analog ruhunu bugünün dinleyicisiyle buluşturan San Diegolu Thee Sacred Souls, ilk Türkiye konseri için 33’üncü İstanbul Caz Festivali’ne geliyor. Gecenin açılışını ise Los Angeles’ın çok kültürlü ses hafızasını enstrümantal parçalarla sahneye taşıyan LA LOM yapacak.

Kimdir?

Thee Sacred Souls, vokalde Josh Lane, davulda Alex Garcia ve basta Sal Samano’dan oluşan San Diegolu bir soul grubu. Grubun hikâyesi ise basit bir Instagram mesajıyla başlıyor. Grup, Garcia ve Samano’nun birlikte doğaçlama çalarken Josh Lane’e Instagram’dan mesaj atmasıyla bir araya geliyor ve ilk buluşmalarında Lane, grubun en bilinen şarkılarından ‘Can I Call You Rose?’u doğaçlama söylüyor. Bu birliktelik kısa süre sonra Daptone Records’ın kurucusu Gabe Roth’un dikkatini çekiyor ve 2020’de yayımlanan ‘Can I Call You Rose?’ ile yeni kuşak soul dinleyicilerinin radarına giriyorlar.

LA LOM ise adını The Los Angeles League of Musicians’tan alan enstrümantal bir üçlü. Gitarist Zac Sokolow, basçı Jake Faulkner ve davulcu/perküsyoncu Nicholas Baker’dan oluşan grup, Los Angeles’ın Latin, soul, surf, cumbia ve chicha izlerini bir araya getiren müziğiyle tanınıyor.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Thee Sacred Souls’un müziği yavaşça açılan melodilerin üzerinde kayan yumuşak vokallerden oluşuyor ve Latin ritimleriyle temas eden soul yürüyüşleri nabzınızı tatlı bir yerde tutmayı başarıyor. Kulağa nostaljik gelen bu sound geçmişle bir bağ kurarken müziğin sıcaklığını ve romantikliğini bugüne taşıyor. Bu yüzden müzikleri hem tanıdık hem de yeni hissettiriyor.

LA LOM ise geceye daha hareketli, daha sinematik ve enstrümantal bir giriş yapacak. Gitarın reverb’lü tonu, basın groove’u ve perküsyonun Latin ritimleriyle kurduğu yapı; Los Angeles sokaklarından, eski otel lobilerinden, Meksika radyo frekanslarından ve 60’lar surf rock estetiğinden izler taşıyor. Yani konserin ilk bölümünde sözlerden çok atmosfer konuşacak.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü bu gece hem dans etmek isteyenler hem de romantikler için festivalin güzel duraklarından biri. Gecede, Thee Sacred Souls, soul müziğin nostaljik tarafına yaslanırken onun sadece geçmişe ait bir tür olmadığını, aksine hâlâ ne kadar canlı, dokunaklı ve kolektif bir duygu alanı açabildiğini gösterirken; LA LOM, soul, Latin ritimleri, surf tınıları ve eski usul sahne zarafetini sahneye taşıyacak.

Takvim notu:

1 Temmuz Çarşamba, 20.00
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu
20.00 LA LOM / 21.00 Thee Sacred Souls

Robert Plant with Saving Grace and Suzi Dian

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin en çok merak edilen buluşmalarından biri, rock tarihi efsanesi Robert Plant’i Harbiye sahnesine taşıyor. Ancak bu konseri özel kılan yalnızca Led Zeppelin’in efsanevi solistini İstanbul’da dinleme ihtimali değil, Plant’in son yıllarda folk, blues, gospel ve country gibi kök müziklerle kurduğu daha içe dönük ve bir o kadar kolektif müzikal dünyaya tanıklık etmek.

Kimdir?

Robert Plant, 1968’de Led Zeppelin’in solisti olarak müzik tarihinin seyrini değiştiren isimlerden biri oldu. Güçlü sesi, sahne karizması ve blues’dan beslenen rock vokaliyle hard rock ve heavy metal dünyasının en etkili vokal figürleri arasında yer aldı. Plant, grubu dağılan birçok rock efsanesinin aksine Led Zeppelin’in sonrasında kendine özgün bir kariyer kurdu. Alison Krauss gibi isimlerle yaptığı iş birliklerinde ve solo albümlerinde, sesini yeni arayışlara açtı. Saving Grace ise Plant’in bu arayışının son halkalarından biri. Suzi Dian’ın vokaliyle merkezde durduğu proje, Plant’i büyük rock sahnesinin ihtişamından alıp daha akustik, daha geleneksel ve hatta yer yer törensel bir müzik evrenine taşıyor. Sahne tek bir yıldızın etrafında değil, seslerin, enstrümanların ve hikayelerin etrafında dönüyor.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Saving Grace konserinde yüksek desibelli bir rock nostaljisi değil; folk baladları, blues yürüyüşleri, gospel esintileri, country dokuları ve Britanya adalarının eski şarkı gelenekleri yaşatılıyor. Banjo, yaylılar, gitar, davul ve iki vokalin iç içe geçtiği yapı, kimi zaman sade ve kırılgan, kimi zaman da güçlü bir sahne enerjisi yaratıyor. Plant’in olgun, derinleşmiş ve hikâye anlatıcılığına yaklaşan sesi; Dian’ın berrak ve güçlü vokaliyle yan yana geldiğinde konser etkileyici bir müzikal diyaloğa dönüşüyor.

Neden kaçırmamalı?

Bu konser, ‘Led Zeppelin şarkıları duyacak mıyız?’ beklentisinin ötesinde düşünülmeli ve Plant’in devasa birikimini hissetmeye yer açmalı. Konserde elbette Plant’in geçmişine açılan kapılar olabilir ancak asıl deneyim, onun müziğin köklerine doğru yaptığı bu geç dönem yolculuğu Harbiye’nin yaz gecesi atmosferinde dinlemek olacak.

Takvim notu:

2 Temmuz Perşembe, 21.00
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu

Arooj Aftab

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin en büyülü duraklarından biri, cazı sufi şiiri, Urdu gazel geleneği, minimalizm ve çağdaş deneysel müzikle buluşturan Arooj Aftab olacak. Grammy ödüllü sanatçı, sesiyle kurduğu neredeyse uhrevi atmosferi bu kez Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’na taşıyor.

Kimdir?

Arooj Aftab, Pakistan kökenli, New York merkezli bir vokalist, besteci ve prodüktör. Müziğinde Güney Asya şiir geleneği, caz armonileri, minimal düzenlemeler, ambient dokular ve deneysel yaklaşımlar bir araya geliyor. Onu dünya sahnesinde öne çıkaran albüm, 2021 tarihli ‘Vulture Prince’ oldu. Kayıp, yas, aşk ve özlem gibi duyguları ağırbaşlı ama derin bir müzikal dille ele alan bu albümde yer alan ‘Mohabbat’, Aftab’a ‘En İyi Global Müzik Performansı’ dalında Grammy kazandırdı.

Aftab’ın kariyeri, tek bir coğrafyaya ya da türe kolayca yerleştirilemeyen bir hat üzerinde ilerliyor. Sanatçı son albümü ‘Night Reign’ ile de gecenin, arzunun, yalnızlığın ve içsel hareketliliğin izini süren daha karanlık ve katmanlı bir evren kurdu.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Arooj Aftab’ın inanılmaz bir ses rengi var ve bu onun müziğinin merkezindeki en güçlü enstrüman. Ancak onun konserinde gösterişli vokal patlamaları duymayacaksınız. Onun vokali, sessizliğin içinden yavaşça doğuyor; küçük bir gitar motifi, derin bir bas yürüyüşü ya da usulca ilerleyen bir ritimle büyüyerek yükseliyor. Şarkılarında caz, klasik Güney Asya müziği, sufi şiiri ve ambient estetik birbirine gösterişsiz, sade bir halde karışıyor. Bu yüzden onu sahnede dinlemek, yalnızca bir konser deneyimi değil; ağır akan, derinleşen ve dinleyiciyi içine çeken müzikle bir olma hâli gibi düşünülebilir.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Arooj Aftab, günümüz müziğinde türler arası geçişi en doğal ve en kişisel biçimde kuran isimlerden biri. Onun müziğinde caz yalnızca bir tür değil; şiirin, doğaçlamanın, yasın, arzunun ve ruhani arayışın birlikte nefes aldığı açık bir alan. Bu yüzden geceye, sese, şiire ve sessizliğe alan açan bir buluşma olan bu konser, İstanbul Caz Festivali’nin en zarif ve en derinlikli anlarından biri olmaya aday.

Takvim notu:

3 Temmuz Cuma, 20.00
Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu

Senem Diyici Mavi Yol Quartet feat. Okay Temiz

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin en özel anlarından biri, bu yıl Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görülen Senem Diyici’yi Salon İKSV sahnesine taşıyor. Türk ezgilerini caz armonileri, doğaçlama ve çağdaş müzik diliyle buluşturan Diyici, festivalde yalnızca ödülünü almakla kalmayacak; Okay Temiz’in de eşlik edeceği özel bir konserle müzik yolculuğunun izlerini sahnede yeniden kuracak.

Kimdir?

Senem Diyici, Türkiye’de halk müziği, caz ve dünya müziği arasında kendine özgü bir köprü kuran öncü vokallerden biri. İstanbul’da doğan sanatçı, küçük yaşta İstanbul Radyosu Çocuk Korosu’na katıldı; klasik müzik, müzik teorisi ve vokal alanında eğitim aldı.

Ruhi Su’dan aldığı vokal eğitimi, onun geleneksel müzikle kurduğu bağı şekillendiren önemli duraklardan biri oldu. Genç yaşta yayımladığı ilk 45’liğin ardından müzik yolculuğu Türkiye’den Avrupa’ya uzandı; özellikle Fransa merkezli çalışmalarıyla Türkçe sözlü ezgileri caz ve çağdaş dünya müziği sahnesine taşıdı.

Okay Temiz ise Türkiye cazının dünya çapında tanınan en önemli ritim ustalarından biri. 1939’da İstanbul’da doğan Temiz, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı; 1955’te profesyonel müzik yaşamına başladı. Kariyeri boyunca caz, Anadolu ritimleri, Afrika, Latin Amerika ve Asya müzikleri arasında dolaşan, kendi enstrümanlarını da geliştiren özgün bir perküsyon dili kurdu.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Bu konserde, tanıdık Türk ezgilerinin cazın serbest alanıyla buluştuğu, yer yer ağıt, yer yer masal, yer yer ritüel hissi taşıyan bir müzik dünyası beklenebilir. Senem Diyici’nin sesi, halk müziği geleneğinin içtenliğini cazın doğaçlamaya açık yapısıyla birleştiriyor. Şarkılar yalnızca söylenmiyor; nefes, vurgu, sessizlik ve tekrarlarla yeniden kuruluyor.

Okay Temiz’in katılımı ise bu dünyaya güçlü bir ritmik derinlik ekliyor. Temiz’in perküsyon anlayışı, ritmi yalnızca eşlik unsuru olmaktan çıkarıp sahnenin ana anlatıcılarından biri hâline getiriyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü bu konser, yalnızca bir festival performansı değil; Türkiye’de cazın, halk müziğinin ve dünya müziğinin kesişiminde açılmış uzun bir yolun kutlaması. Senem Diyici’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’yle onurlandırıldığı bu özel gece, onun müziğinin geçmişini hatırlatırken aynı zamanda hâlâ yaşayan, dönüşen ve sahnede yeniden şekillenen yanını da gösterecek. Festival programı içinde bu buluşma, büyük açık hava konserlerinden farklı olarak daha yakın ve daha içten bir deneyim sunuyor.

Takvim notu:
4 Temmuz Cumartesi, 21.00
Salon İKSV

Brezilya Gecesi: Mari Froes

33’üncü İstanbul Caz Festivali, Boğaz kıyısında Brezilya müziğinin genç ve zarif seslerinden Mari Froes’i ağırlıyor. Samba, bossa nova, MPB ve caz arasında dolaşan repertuvarıyla dikkat çeken Froes, ilk Türkiye konserinde The Marmara Esma Sultan Yalısı’nın yaz akşamı atmosferine Brezilya’dan sıcak, akışkan ve duygulu bir müzik taşıyacak.

Kimdir?

Mari Froes, Brezilya müziğinin yeni kuşak temsilcilerinden biri. Froes, kariyerinin ilk dönemlerinde YouTube ve TikTok’ta paylaştığı cover’larla dikkat çekti ve zamanla kendi şarkıları ve yorumlarıyla Brezilya dışında da genişleyen bir dinleyici kitlesine ulaştı.

Henüz 23 yaşında olmasına rağmen Latin müziğin dünya çapında yükselen isimleri arasında sayılan, şarkıcı ve söz yazarı kimliğiyle öne çıkan Froes, müziğinde Música Popular Brasileira yani MPB geleneğini, bossa nova’nın yumuşak melodik akışını, samba’nın ritmik canlılığını ve cazın esnek yapısını bir araya getiriyor. Onu özel kılan şey ise Brezilya müziğinin büyük geleneğine genç, sade ve kişisel bir yerden yaklaşması.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Mari Froes konserinde güneşli ama melankolik melodiler, hafifçe dans ettiren ritimler, sade gitar yürüyüşleri, yumuşak vokaller ve cazla temas eden akışkan düzenlemeler yani Brezilya müziğinin en tanıdık duyguları yan yana geliyor. MPB’nin şiirsel tarafı, bossa nova’nın dinginliği ve samba’nın içten enerjisi bu repertuvarda birbirini tamamlıyor. Froes’in şarkıları, Portekizce bilmeyenler için bile duygunun doğrudan geçtiği, aşk, özlem, hafiflik, yaz akşamı neşesi ve zaman zaman ince bir hüzünün bir araya geldiği bir serüven. The Marmara Esma Sultan Yalısı’nın Boğaz’a açılan atmosferi ise bu müziğin duygusu için en uygun sahne.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Mari Froes, Brezilya müziğini yalnızca nostaljik ‘tropikal’ bir imge olarak değil, bugün hâlâ yaşayan ve genç kuşaklar tarafından yeniden yorumlanan bir dil olarak sahneye taşıyor. Festival programı içinde bu konser, cazın Latin Amerika müzikleriyle kurduğu yakın bağı hatırlatan, türler arasında yumuşak geçişler yapan ve dinleyiciye daha ferah, daha akışkan bir deneyim vadeden duraklardan biri.

Takvim notu:
6 Temmuz Pazartesi, 21.00
The Marmara Esma Sultan Yalısı

Joe Lovano & Antonio Faraò “Explorations”

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin en güçlü caz buluşmalarından biri, saksofonun büyük ustalarından Joe Lovano ile İtalyan piyanist Antonio Faraò’yu aynı sahnede bir araya getiriyor. ‘Explorations’ başlıklı proje, festival için İstanbul İtalya Başkonsolosluğu Bahçesi’nin özel atmosferinde dinleyiciyle buluşacak.

Kimdir?

Joe Lovano, çağdaş caz saksofonunun en önemli isimlerinden biri. Cleveland doğumlu müzisyen, tenor saksofondaki güçlü tonu, melodik cesareti ve doğaçlamadaki özgür tavrıyla cazın yaşayan ustaları arasında kabul ediliyor. Lovano, kariyeri boyunca Paul Motian, John Scofield, Dave Holland, Bill Frisell ve birçok büyük müzisyenle çalıştı ve albümlerinde ise post-bop, serbest caz ve ballad geleneği arasında güçlü bir bağ kurdu. Antonio Faraò ise Avrupa caz sahnesinin önde gelen piyanistlerinden biri. İtalyan müzisyen, teknik hâkimiyeti, ritmik enerjisi ve lirik anlatımıyla tanınıyor. Faraò’nun piyanosunda hem Akdeniz’e özgü melodik bir ses hem de modern cazın doğaçlamaya açık dili duyuluyor. Bu projede Lovano ve Faraò’ya basta Ira Coleman, davulda Johnathan Blake eşlik ediyor.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Bu konserde cazı caz yapan en temel unsurlardan biri öne çıkacak ve sahnede gerçek zamanlı bir müzikal diyalog kurulacak. Joe Lovano’nun kalın, sıcak ve neredeyse konuşur gibi ilerleyen saksofonu, Antonio Faraò’nun ritmik ve armonik piyanosuyla izleyiciye bir hikâye anlatacak. ‘Explorations’ adından da anlaşılacağı gibi, belirli bir kalıba yerleşmekten çok araştıran, açılan, birbirini dinleyen ve anlık kararlarla yön değiştiren bir müzik vaat ediyor. Ira Coleman’ın kontrbası ve Johnathan Blake’in davullarıyla birlikte bu buluşma, klasik bir caz dörtlüsünün bütün imkânlarını kullanıyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü bu konser, festival programı içinde cazın doğaçlama gücünü en yoğun duyabileceğimiz gecelerden biri. Joe Lovano gibi kendi enstrümanında bir kuşağı etkilemiş bir ustayı, Antonio Faraò gibi Avrupa cazının güçlü piyanistlerinden biriyle aynı sahnede dinlemek başlı başına özel bir karşılaşma.
Üstelik İstanbul İtalya Başkonsolosluğu Bahçesi’nin açık hava atmosferi, şüphesiz bu müziğin zarif ve dikkat isteyen havasına ayrı bir derinlik katacak. Bu gece, cazın merkezine yaklaşmak isteyenler için bir ustalık dersi gibi düşünülebilir.

Takvim notu:

7 Temmuz Salı, 21.00
İstanbul İtalya Başkonsolosluğu Bahçesi

+1’li Gece Gezmesi

Gelelim cazı şehrin ara sokaklarına taşımaya. 33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin şehirle en hareketli bağ kuran etkinliklerinden +1’li Gece Gezmesi, bu yıl Kadıköy’de iki mekâna yayılan altı konserlik bir müzik rotası sunuyor. Moda Sahnesi ve Komünite’de gerçekleşecek gecede elektronik cazdan enstrümantal groove’a, indie füzyondan hip-hop ve neo-soul etkili yeni seslere uzanan geniş bir program dinleyiciyi bekliyor.

Nedir?

+1’li Gece Gezmesi, İstanbul Caz Festivali’nin klasik konser deneyimini şehir içinde dolaşan, mekândan mekâna akan bir gece formatına taşıyan sevilen etkinliklerinden biri. Tek bir sahneye ve tek bir ana konsere odaklanmak yerine, izleyiciye aynı gece içinde farklı müzisyenleri keşfetme, iki farklı mekânın atmosferini deneyimleme ve Kadıköy’de küçük bir festival rotası çıkarma imkânı sunuyor.

Bu yıl etkinlik Moda Sahnesi ve Komünite’de gerçekleşiyor. Moda Sahnesi’nde Hollandalı elektronik caz sanatçısı ISHA, İsviçreli enstrümantal groove topluluğu L’Eclair ve indie füzyon grubu TurkodiRoma sahne alacak. Komünite’de ise gece Lhodos Project ile başlayacak; 3pillie ve Budapeşte çıkışlı Jazzbois ile devam edecek.

Bu gece nasıl bir rota sunuyor?

Moda Sahnesi tarafında daha uluslararası, türler arasında dolaşan ve dansa yaklaşan bir hat öne çıkıyor. ISHA’nın elektronik caz, analog synth ve yumuşak vokallerle kurduğu atmosfer; L’Eclair’in funk, afrobeat, krautrock ve saykedelik tınılara uzanan enstrümantal groove dünyasıyla genişliyor. TurkodiRoma ise Türkçe, İngilizce, İspanyolca ve İtalyanca sözleriyle indie füzyon, Akdeniz ritimleri, bossa nova ve elektronik dokuları bir araya getiren daha sıcak ve sinematik bir his taşıyor.

Komünite tarafında ise gece daha enerjik ve şehirli bir akışa sahip. Lhodos Project, İstanbul ve New York’un ses manzaralarını elektro caz füzyon üzerinden buluşturuyor. 3pillie, kent sıkışmışlığını caz, alternatif R&B, neo-soul, hip-hop, post-rock ve midwest tınılarıyla birleştiren daha karanlık ve kişisel bir dünya kuruyor. Gecenin son halkalarından Jazzbois ise Budapeşte’nin caz, hip-hop ve doğaçlama sahnesinden gelen yüksek groove’lu, ritmik ve enerjik bir performans vaat ediyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü +1’li Gece Gezmesi, festivalin keşif duygusunu en iyi taşıyan etkinliklerinden biri. Büyük isimleri izlemekten farklı olarak, burada mesele biraz da yeni seslere açık olmak, aynı gece içinde farklı türler arasında dolaşmak ve cazın bugün nerelere uzandığını görmek. Program, klasik caz dinleyicisine olduğu kadar elektronik müzik, indie, hip-hop, funk ve groove meraklılarına da alan açıyor.

Takvim notu:

8 Temmuz Çarşamba
Moda Sahnesi & Komünite
Komünite: 19.30 / Moda Sahnesi: 20.00
18 yaş ve üzeri için uygundur. Konserler ayakta izlenecektir.

Ayhan Sicimoğlu & Harikalar Bandosu

Festivalin en neşeli ve ritmi en yüksek gecelerinden biri olan Ayhan Sicimoğlu & Harikalar Bandosu performansı Gün Bahçesi sahnesinde izleyiciyle buluşuyor. Latin ritimlerini, cazı ve sahneyle bağ kuran enerjik performansını birleştiren Sicimoğlu, festival izleyicisini yerinde durması zor bir yaz akşamına davet ediyor.

Kimdir?

Ayhan Sicimoğlu, Türkiye’de Latin müziği denince akla gelen ilk isimlerden biri. Perküsyon ustalığının yanı sıra gezgin, yazar, sunucu, fotoğrafçı ve yapımcı kimlikleriyle de tanınan çok yönlü bir sanatçı.

Müziğe küçük yaşta akordeonla başlayan Sicimoğlu’nun asıl tutkusu davula ve ritme yöneldi; Tarsus Amerikan Koleji yıllarında davul çalmaya başladı, İngiltere’de çeşitli gruplarla sahne aldı, Roma’da perküsyoncu Toni Esposito ile tanışması ise Latin müziğe açılan yolun önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Zamanla conga ve Latin perküsyonuna yoğunlaşan Sicimoğlu, New York’un Latin kulüplerinden Berklee’de aldığı perküsyon eğitimine uzanan geniş bir hatta kendi müzik dilini kurdu. Türkiye’de Latin All Stars orkestrasını kurarak Latin müziği, caz ve yerel sahne enerjisini bir araya getiren özel bir alan açtı. Bugün Harikalar Bandosu ile sahneye taşıdığı dünya ise yalnızca Latin müziğe duyulan bir ilgi değil; İstanbul’dan Karayipler’e, Akdeniz’den New York kulüplerine uzanan renkli bir ritim haritası.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Ayhan Sicimoğlu & Harikalar Bandosu konserinde bol perküsyon, güçlü üflemeliler, dansa çağıran Latin ritimleri ve sahneyle seyirci arasındaki mesafeyi hızla kaldıran yüksek bir enerji beklenebilir. Salsa, mambo, cha-cha, Latin caz ve Karayip ritimleri; Sicimoğlu’nun esprili, rahat ve doğrudan sahne diliyle birleştiğinde konser, yalnızca dinlenen değil, bedenen de hissedilen bir performansa dönüşüyor. Sicimoğlu’nun ‘Turcolatino’ olarak adlandırdığı müzik yaklaşımı da bu konserin anahtarlarından biri. Latin müziğin sıcaklığı, Türkçe sahne anlatısı, Akdenizli neşe ve cazın doğaçlamaya açık yapısı aynı potada buluşuyor. Harikalar Bandosu ise bu enerjiyi bir şenliğe çeviriyor ve konser giderek bir yaz gecesi kutlamasına dönüşüyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü bu konser, festival programının en yüksek tempolu ve en eğlenceli duraklarından biri olmaya aday. Ayhan Sicimoğlu sahnede yalnızca müzik yapan bir perküsyoncu değil; dinleyiciyi ritmin içine çeken, parçaların arkasındaki coğrafyaları, hikâyeleri ve duyguları da sahneye taşıyan bir anlatıcı. Caz Festivali içinde bu gece, cazın Latin müzikle kurduğu danslı, ritmik ve coşkulu akrabalığı hatırlatıyor.

Takvim notu:

9 Temmuz Perşembe, 21.00
Gün Bahçesi – Hilton Istanbul Bosphorus
Kapı açılışı: 19.30

Selen Beytekin feat. Hermon Mehari & Tony Tixier

33’üncü İstanbul Caz Festivali, İstanbul’un dinamik caz sahnesinin güçlü vokallerinden Selen Beytekin’i uluslararası iki müzisyenle aynı sahnede buluşturuyor. Trompetçi Hermon Mehari ve piyanist Tony Tixier’in eşlik edeceği bu özel proje, caz vokal geleneğini çağdaş tınılar, güçlü doğaçlama alanları ve kolektif bir sahne enerjisiyle Gün Bahçesi’ne taşıyacak.

Kimdir?

Selen Beytekin, İstanbul caz sahnesinde güçlü sesi, sahne hâkimiyeti ve vokal tekniğiyle öne çıkan isimlerden biri. Klasik caz vokal geleneğinden beslenen ama repertuvarını soul, blues, funk ve çağdaş caz etkileriyle genişleten Beytekin, sahnede yalnızca şarkıları yorumlayan bir vokalist değil; sesiyle ritim, duygu ve doğaçlama arasında canlı bir alan kuran bir anlatıcı.

Bu konserde Beytekin’e iki uluslararası müzisyen eşlik ediyor. Kansas City doğumlu trompetçi Hermon Mehari, çağdaş caz sahnesinde melodik anlatımı, sıcak tonu ve modern yaklaşımıyla dikkat çeken bir isim. Paris merkezli piyanist Tony Tixier ise güçlü tekniği, lirik piyano dili ve modern caz içindeki üretkenliğiyle tanınıyor. Bu üçlünün bir araya gelişi, konseri yalnızca bir vokal performansı olmaktan çıkarıp İstanbul, Paris ve Amerika caz sahneleri arasında kurulan özel bir müzikal buluşmaya dönüştürüyor.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Bu konserde merkezde Selen Beytekin’in sesi var; ancak o ses, trompet ve piyanoyla sürekli konuşan, onlara alan açan ve onlardan karşılık alan bir yapının içinde duyulacak. Beytekin’in güçlü vokali, Hermon Mehari’nin zarif ama etkili trompet cümleleriyle yan yana geldiğinde şüphesiz ki konserin duygusal hattı derinleşecek. Tony Tixier’in piyanosu ise hem armonik zemin kuran hem de parçaları modern cazın serbest ve akışkan alanına taşıyan bir rol üstlenecek.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü bu konser, festival programında yerli caz sahnesinin uluslararası müzisyenlerle kurduğu en özel buluşmalardan biri. Selen Beytekin’in İstanbul’da yıllar içinde oluşturduğu sahne dili, Hermon Mehari ve Tony Tixier gibi çağdaş cazın güçlü isimleriyle birleştiğinde ortaya hem tanıdık hem de o geceye özgü bir deneyim çıkacak.

Gün Bahçesi’nin açık hava atmosferinde bu proje, cazın en sevdiği şeyi yapıyor: Farklı müzisyenleri aynı anda dinlemek, birbirine alan açmak ve sahnede anlık kararlarla yeni birmüzik kurmak.

Takvim notu:
10 Temmuz Cuma, 21.00
Gün Bahçesi – Hilton Istanbul Bosphorus

Caz Vapuru

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin en geleneksel ve en İstanbul’a özgü etkinliklerinden Caz Vapuru, bu yıl da müziği Boğaz’ın ritmiyle buluşturuyor. Dalgalar, martılar, vapur düdüğü ve yaz kalabalıkları arasında gerçekleşecek bu yolculukta caz, yalnızca sahnede değil; iskelede, güvertede ve Boğaz hattı boyunca şehrin sesleriyle birlikte duyulacak.

Nedir?

Caz Vapuru, İstanbul Caz Festivali’nin klasik konser formatının dışına çıkan, müziği şehrin gündelik hayatıyla buluşturan en sevilen etkinliklerinden biri. Dinleyici, bir konser salonuna gitmek yerine Kabataş’tan vapura biniyor; Boğaz boyunca ilerleyen yolculukta farklı müzisyenlerle karşılaşıyor, Anadolu Kavağı’nda mola veriyor ve günün sonunda yine müzik eşliğinde Kabataş’a dönüyor.
Bu yönüyle Caz Vapuru, yalnızca bir konser değil; İstanbul’un kendi ses manzarasını da içine alan bir festival deneyimi.

Vapurda kimler var?

Bu yıl Caz Vapuru’nda üç farklı müzik durağı öne çıkıyor. Cazın erken dönem örneklerinden oluşan repertuvarıyla Kamucan Yalçın and Friends, Ragtime ve Dixieland geleneğine göz kırpan neşeli ve dramatik bir sahne dili sunacak. Bu bölüm, cazın New Orleans’tan yükselen erken dönem enerjisini Boğaz’a taşıyan daha nostaljik ama canlı bir deneyim.

Vapurun bir diğer konuğu Brassist. İstanbul çıkışlı üflemeliler beşlisi, New Orleans brass band geleneğini bugüne taşıyan coşkulu müziğiyle Caz Vapuru’na en hareketli anlarını
yaşatacak.

Programda ayrıca yolları 2023’te festivalin Genç Caz+ programında kesişen Eggmann Trio da yer alıyor. Tenor saksofoncu Kemal Ergün’ün de dahil olduğu dinamik kadrosuyla Eggmann Trio, genç caz sahnesinin enerjisini ve doğaçlamaya açık yapısını Caz Vapuru’na taşıyacak.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Caz Vapuru, İstanbul Caz Festivali’nin ruhunu en iyi anlatan etkinliklerden biri. Etkinlik, cazı kapalı bir salon deneyiminden çıkarıyor, şehrin denizine, sesine ve hareketine karıştırıyor. Büyük konserlerin ihtişamından farklı olarak burada daha neşeli, daha kolektif bir festival hâli var.

Takvim notu:

12 Temmuz Pazar
Kabataş Transfer Merkezi
Güzergâh: Kabataş – Anadolu Kavağı – Kabataş
Kapı açılışı: 10.30
Kabataş’tan kalkış: 11.00
Anadolu Kavağı’na varış: 12.30
Anadolu Kavağı’ndan kalkış: 14.30
Kabataş’a varış: 15.30

Veronica Swift

33’üncü İstanbul Caz Festivali, kapanışını çağdaş caz vokalinin en dikkat çekici isimlerinden Veronica Swift ile yapıyor. Güçlü tekniği, sahnedeki teatral enerjisi ve klasik caz repertuvarını bugünün ruhuyla yeniden yorumlama becerisiyle öne çıkan Swift, festivalin son gecesinde Sultan Park sahnesinde olacak.

Kimdir?

Amerikan caz vokalinin yeni kuşak yıldızlarından biri olan Veronica Swift, müzisyen bir ailenin içinde büyüdü ve çok genç yaşlardan itibaren caz sahnesinin içinde yer aldı. Swift, zamanla bebop, swing, vokal caz, müzikal tiyatro ve çağdaş yorumculuk arasında kendine özgü bir alan kurdu.

2019 tarihli ‘Confessions’ ve 2021 tarihli ‘This Bitter Earth’ albümleriyle 21. yüzyıl caz vokalleri arasında üst sıralara yerleşti. Kendi adını taşıyan 2023 albümünde ise cazın sınırlarını daha da genişleterek rock, funk, opera, müzikal tiyatro ve endüstriyel tınılara uzanan daha cesur bir kimlik ortaya koydu. Bu yönüyle Swift, hem geleneği çok iyi bilen hem de o geleneğin içinde uslu durmayı reddeden bir vokalist.

Müziğinde sizi ne bekliyor?

Veronica Swift konserinde kusursuz vokal tekniğiyle yüksek sahne enerjisinin birleştiği bir performans beklenebilir. Swift, caz standartlarını yeniden karaktere büründüren, hızını, rengini ve duygusunu değiştiren bir yorumcu. Bir parçada klasik swing geleneğine yaslanırken, bir diğerinde rock tavrına, tiyatral bir anlatıma ya da karanlık bir kabare atmosferine yaklaşabiliyor.

Bu konserde piyanoda Can Çankaya, basta Kağan Yıldız ve davulda Ferit Odman’ın eşliğiyle daha saf, rafine ve cazın merkezine yakın bir performans duyulacak.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Veronica Swift, çağdaş caz vokalinde hem geçmişe hâkim hem de bugünün sahne diline açık az sayıdaki isimden biri. Onu izlemek, klasik vokal caz geleneğinin hâlâ ne kadar canlı, esnek ve dönüştürülebilir olduğunu görmek anlamına geliyor. Swift’in performanslarında yalnızca nostalji yok. Sanatçı; mizah, güç, kırılganlık, teknik ustalık ve teatral bir özgüveni aynı anda sahneye taşıyor.
Veronica Swift, festivalin son gecesini hem güçlü bir caz performansına hem de hafızada
kalacak bir final anına dönüştürebilir.

Takvim notu:
13 Temmuz Pazartesi, 21.00
Sultan Park – Swissôtel The Bosphorus

Parklarda Caz

33’üncü İstanbul Caz Festivali’nin şehre en açık, en kamusal ve en neşeli etkinliklerinden Parklarda Caz, bu yıl da müziği konser salonlarından çıkarıp İstanbul’un parklarına taşıyor. Ücretsiz gerçekleşen etkinlik, Genç Caz+ programına seçilen genç müzisyenleri festival izleyicisiyle buluştururken, Portekiz’den Kumpania Algazarra’nın yüksek enerjili performansıyla parkları birer açık hava kutlamasına dönüştürmeye hazırlanıyor.

Nedir?

Parklarda Caz, İstanbul Caz Festivali’nin yıllardır sürdürdüğü en sevilen geleneklerden biri. Festivalin büyük sahnelerinin dışında, müziği gündelik hayatın içine, parklara, mahallelere ve açık havaya taşıyor. Bu yönüyle yalnızca bir konser serisi değil; cazın şehirle, kamusal alanla ve farklı kuşaklardan dinleyicilerle buluştuğu daha rahat, daha erişilebilir ve daha kolektif bir festival deneyimi sunuyor.
Bu yıl Parklarda Caz’ın önemli ayaklarından biri yine Genç Caz+ programı. Türkiye’de 28 yaş altı genç müzisyen ve topluluklara festival sahnesinde yer açan program kapsamında seçilen gruplar, park konserlerinde dinleyici karşısına çıkacak. Dandefuse, Defne Yiğit, Efe Erdem Quintet, Füniküler, One Two Trio, Teselli ve Time Circle; festivalin genç, yeni ve keşfe açık seslerini temsil ediyor.

Parklarda sizi ne bekliyor?

Bu etkinlikte tek bir ana konserden çok, gün içine yayılan çok sesli bir açık hava programı var. Genç Caz+ grupları aracılığıyla cazın bugünkü genç damarına, funk, R&B, neo-soul, elektronik müzik, hip-hop ve doğaçlamaya açılan farklı türler arası yaklaşımlara kulak vermek mümkün olacak.

Etkinliğin uluslararası konuğu Kumpania Algazarra ise bu programın kutlama tarafını üstleniyor. Portekiz’in sokak kültüründen doğan grup; ska, folk, reggae, Balkan ezgileri, Latin ritimleri ve funk’ı bakır üflemelilerle birleştiren yüksek enerjili bir müzik yapıyor.

Neden kaçırmamalı?

Çünkü Parklarda Caz, festivalin en kapsayıcı ve en şehirli etkinliklerinden biri. Biletli büyük konserlerin dışında, müziği herkesin erişebileceği bir kamusal alana taşıyor.

Aynı zamanda yeni müzisyenleri keşfetmek için de en iyi duraklardan biri. Genç Caz+ sahnesi, kariyerlerinin başındaki topluluklara kulak vermek ve Türkiye’de cazın yeni kuşağının nereye doğru ilerlediğini görmek için iyi bir fırsat sunuyor. Kumpania

Algazarra’nın coşkulu finaliyle birlikte Parklarda Caz, bu yıl da İstanbul’un parklarını bir
günlüğüne müzik, dans ve yaz neşesiyle dolduracak.

Takvim notu:

4 Temmuz Cumartesi
Ataşehir Amfili Park

17.30 One Two Trio / 18.30 Teselli / 19.40 Füniküler / 20.50 Kumpania Algazarra

5 Temmuz Pazar
İBB Kadıköy Yoğurtçu Parkı
16.20 Time Circle / 17.30 Defne Yiğit / 18.30 Dandefuse / 19.40 Efe Erdem Quintet / 20.55
Kumpania Algazarra

Etkinlik ücretsizdir.

Garanti BBVA kredi kartlarına %10 indirim uygulanan 33’üncü İstanbul Caz Festivali biletleri
passo.com.tr, Passo mobil uygulaması ve Passo satış noktalarından satın alınabiliyor.