Bekir Ağırdır: Nasıl birlikte yaşayacağız?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’de mesele yalnızca farklı kimlikler değil, farklı hafızalar meselesi de. Herkes kendi hikâyesini taşıyor. Ama ortak hikâye zayıflıyor. Hafıza demokratikleşmenin kaynağı da olabilir, kutuplaşmanın da.

Eğer toplumsal hafıza yalnızca mağduriyet üretirse çatışma doğuruyor. Eğer hafıza karşılıklı tanımaya dönüşürse ortak yaşama iradesini güçlendiriyor.

Cumhuriyetin ilk yüzyılının temel sorusu şuydu: “Nasıl bir devlet kuracağız?”

Belki de ikinci yüzyılın sorusu, “Nasıl birlikte yaşayacağız” olmalı.

Toplumları geçmiş değil, gelecek bir arada tutuyor. Hafızalar elbette önemli. Hele bazıları daha ağır bedeller ödediyse, meseleyi bir toplumsal hiyerarşi sorunu olarak gördüler ve öyle görmeye de devam ediyorlarsa…

Ama insanlar geçmiş için değil, gelecek için birlikte yaşarlar.

Bugün Türkiye’nin temel açmazı, ortak bir gelecek hikâyesi üretememesi.

Bu nedenle herkes geçmişe dönüyor. Kimisi mağduriyetine, kimisi zaferine, kimisi kimliğine, kimisi korkularına sarılıyor.

O zaman başlıktaki soru yeniden önem kazanıyor:

Birbirimizi duymadan birlikte yaşayabilir miyiz?

Belki bir süre yaşayabiliriz. Ama ortak bir gelecek kuramayız.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki esas mesele de bu: Farklı hafızalara sahip insanların ortak bir gelecek hikâyesi kurabilmesi.

Bekir Ağırdır’ın yazısı