Cumhuriyet’in ilk yıllarında Ankara’da inşa edilen her okul, her fabrika ve her kamu yapısı yalnızca bir bina değil, yeni kurulan ülkenin geleceğe dair iddiasının da bir parçasıydı Her biri Cumhuriyet’in üretim ve paylaşma hikâyesinin temsilcileri olarak kuşaktan kuşağa aktarılacak bir aydınlanma duvarının tuğlalarıydı. İşte bu aydınlanma inşasının en önemli tuğlarından biriydi, Cumhuriyet’in başkentindeki Dördüncü Ortaokul, nam-ı diğer Cebeci Ortaokulu.
Cebeci Ortaokulu Cumhuriyet aydınlarının, sanatçılarının ve siyasetçilerinin koridorlarında koşturduğu, bahçesinde oyunlar oynayıp sınıflarında yan yana oturduğu bir hafıza mekânı. Türkiye’nin toplumsal belleğini şekillendiren muazzam bir insan varlığının da çıkış noktası burası. Koridorlarında Yıldız Kenter, Nurhan Damcıoğlu ve Cihan Ünal’ın sesleri yankılanmış; dünyaca ünlü tenor Bülent Bezdüz ilk düşlerini burada kurmuş.
Kadri Bey birkaç yıl önce Mezunlar Derneği’nin daveti ile gittiği okul toplantısında okulun bakımsızlığına içerlenmiş. “Çok üzüldüm ya. Avrupa’da bile böyle bir okul yok; pırıl pırıl okulumuz ne hale gelmiş. Bakımsız. Ben ona çok üzüldüm. Bir daha da gitme şansım olmadı.” derken ilgililere içten ama sessiz bir çığlık atıyor. Önemli bir hatırlatmada bulunuyor.