Bizim Çocuklar, büyük rüyalar ve devasa umutlarla gittiği Dünya Kupası’na, Haiti’nin ardından en erken veda eden ikinci takım oldu. Sözü hiç dolandırmadan, yazının finalini en baştan söyleyelim: Yaşadığımız tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı.
Gruptaki Paraguay maçı, aslında Avustralya karşılaşmasının üç aşağı beş yukarı karbon kopyası niteliğindeydi. Rakip, oyunu kendi yarı alanında kabul etti, topu tamamen bize bıraktı ve arkaya atılacak kontra ataklarla gol aradı. Tıpkı Avustralya maçında olduğu gibi, dün de kalemize gelen ilk topun ağlarla buluşması gardımızı tamamen düşürdü, takımı krize soktu.
Vincenzo Montella Milli Takımdaki kariyeri boyunca zarların hep iyi gelmesine güvenerek bildiğinden şaşmadı ve o çok tartışılan “santrforsuz oyun” ısrarını sürdürdü. Kerem Aktürkoğlu yine en ileri uçta, fizikli savunmacıların arasında ezildi gitti.
Fakat bu oyun planında çözülemeyen devasa bir çelişki vardı: Millî takımımız iki maçta tam 61 şut çekti, 67 orta yaptı. Yani neredeyse her 2,5 dakikada bir ceza sahasına orta kestik, sürekli hücumda kaldık ama tabelada tek bir golümüz bile yoktu!
Bu kez zarlar Montella’nın istediği gibi gelmedi; dolayısıyla bu başarısızlığın baş sorumlusu doğrudan İtalyan teknik adamdır.