Yapay zekânın da yavaş yavaş bir pasaportu oluşuyor. Bu ifade ilk bakışta garip gelebilir. Sonuçta yapay zekâ sınır kapısından geçen bir yolcu değil. Elinde bavulu, cebinde kimliği, pasaport kontrolünde bekleyen bir varlık değil.
Fakat gelişmiş yapay zekâ modelleri artık sıradan bir yazılım gibi görülmüyor. Bazı modeller siber güvenlikte, savunmada, kritik altyapılarda, finansal sistemlerde ve kamu hizmetlerinde doğrudan kullanılabilecek kadar güçlü hâle geliyor.
17 Haziran 2026’da Fransa’daki G7 görüşmeleri ve Paris’teki VivaTech etkinliği bu açıdan dikkat çekiciydi. Avrupa’da giderek güçlenen bir soru var: Eğer en gelişmiş yapay zekâ modelleri birkaç Amerikan şirketinin elindeyse, Avrupa kendi dijital geleceğini ne kadar kontrol edebilir?
Bu soru yalnızca Avrupa’nın sorusu değil. Aslında yapay zekâ çağında bütün ülkelerin önüne gelen yeni bir soru.
Çünkü yapay zekâ artık sadece bir uygulama değil. Yeni dönemin altyapısı. Nasıl elektrik, internet, uydu sistemleri, çipler ve bulut hizmetleri modern ekonominin damarları hâline geldiyse, yapay zekâ da karar destekten üretime, güvenlikten eğitime, sağlıktan kamu hizmetlerine kadar pek çok alanın görünmez motoru olmaya başladı.