Asgari ücret sıralamasının zirvesinde her zaman Lüksemburg vardır. 2.704 euro brüt asgari ücret ile yine Avrupa’nın zirvesindeki yerini koruyor. Avrupa Merkez Bankası’nın çalışmasına bakacak olursak Lüksemburg, sadece çalışanlar değil, emekliler için adeta bir cennet. Bu ülkede yaşayan emeklilerin net serveti 1 milyon 219 bin euroyu buluyor. Lüksemburg’da kişi başına milli gelir ise 148 bin doları aşıyor. Bu rakamları gören bizim asgari ücretliler, emekliler şok yaşıyor.
İnsan, “Lüksemburg nasıl bir ülke” diye sormadan edemiyor.
691 bin kişilik nüfusu ile Erzurum kadar bir ülkeden bahsediyoruz. Ama buraya her gün Fransa, Belçika ve Almanya’dan 200 bin kişi çalışmak için giriş yapıyor. Akşamları da ülkelerine dönüyorlar. Ülke, Erzurum kadar fakat ABD’den sonra dünyanın en büyük yatırım fonu merkezi, Avrupa’nın özel bankacılık üssü olarak biliniyor. Bilgi teknolojilerinin önemli merkezleri arasında yer alıyor. Yapay zeka ve süper bilgisayarların en önemli merkezlerinden biri kabul ediliyor. Şaşırtıcı gelebilir ama uzay madenciliğine ilişkin yatırımlara da destek veriyor.
Avrupa kıtasının en iyi kargo üssü olarak da dikkat çekiyor.
Böyle önemli bir merkez olmak için uluslararası şirketlere önemli vergi avantajları sundu. Yatırımı kolaylaştırmak için özel mevzuatlar geliştirdi. Çifte vergilendirmeyi önleme ağı sayesinde paranın en kolay aktığı ülkeler arasına girdi. Kurumlar vergisi muafiyetinden yararlanmak için uluslararası şirketler bu küçük ülkeyi tercih etti. Ama en önemlisi şirketlere hukuki güvence siyasi istikrar sundu.
Sanki Lüksemburg, Türkiye’nin diline doladığı ama bir türlü yapmadığı ne varsa hepsini hayata geçirmeyi başardı. Biz de yatırımcılara büyük vergi indirimleri, finans merkezi işlemlerinde sıfır vergi sunuyoruz. Büyük şirketler için özel kurumlar vergisi düzenlemelerimiz var. Bırakın Avrupa’nın kalbinde olmayı kıtaları birbirine bağlayan önemli bir kavşaktayız. Ama kimse bize yatırım için gelmiyor. Teşviklerin, vergi indirimlerinin yüzüne bile bakmıyorlar.
Lüksemburg’un yapıp da bizim yapamayacağımız şey siyasi ve hukuksal alanda ortaya çıkıyor. Biz adaletin terazisini bir türlü eşitleyemiyoruz. Ve bağımsız yargı, hukuki güvence dediğiniz anda sınıfta kalıyoruz.
Oysa yasalara, kurallara uymak için milyarlarca dolar harcayıp altyapı tesisleri kurmanız gerekmiyor. Garantili köprüler, otoyollar inşa etmenize de gerek yok. Yani sabah kalktığınızda şirketinize kayyum atandığını duymayacağınızın garantisini veriyorsunuz. İktidarın şimşeklerini üzerinize çektiğiniz için vergi müfettişlerinin kapınıza dayanmayacağını ilan ediyorsunuz.
Hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunuzu, kurallara sıkı sıkıya bağlı olduğunuzu gösteriyorsunuz. Bunlar için de adaletin, yasaların herkese eşit mesafede olması yeterli oluyor.
İşte biz, bunların hepsinde sınıfta kalınca Lüksemburg yatırıma doymazken, bize gelenler yatıya kalmadan kaçıp gidiyor.