Sol liberalizm neredeyse 40 yıl boyunca Türkiye’ye bir ceberut devlet masalı anlattı; Cumhuriyet daha baştan yanlış kurulmuş, düğme daha baştan yanlış iliklenmişti. Türkiye’de burjuvazi de işçi sınıfı da yoktu, devlet hepsinin üstündeydi ve esas aktördü. Dolayısıyla sınıflar mücadelesi siyasetin başat öğesi değildi; esas kavga, hepsi aynı anlama gelmek üzere devletle toplum, vesayet güçleriyle demokrasi güçleri, merkezle çevre, batıcı elitlerle dindar halk kitleleri arasındaydı.
Tüm bu saçmalıkları geride kalan 22 yılda sadece bilim değil, İslamcıların icraatları da yalanladı; demokrasinin, vesayetin, merkezin, çevrenin ne olduğu anlaşıldı.
Peki tüm bunlar olurken, tezlerini bilimin de hayatın da yalanladığı, söyledikleri tek bir söz, yaptıkları tek bir analiz doğru çıkmamış sol liberalizm ne yapıyor?
Doğal hamisi Kürt siyasetinin öncülüğünde düzenlenen “Cumhuriyeti demokratikleştirmek” toplantılarında çoktan eskimiş, bayatlamış, yalanlanmış tezlerini tekrar tedavüle sokmaya, tekrar kendine zemin bulmaya çalışıyor.
Paradigma aynı; bugüne, son 22 yıla, son elli yıla, 1946 sonrasına hiçbir şekilde bakılmıyor; çünkü düğme 1923’te yanlış iliklenmiş, 1923’te yanlış bir Cumhuriyet kurulmuş, bugün yaşadığımız bütün kötülüklerin kökeninde o Cumhuriyet adlı ilk günah varmış, o ilk günahla bir hesaplaşabilirsek her şeyi çözecekmişiz, memlekette demokrasi ve barış rüzgârları esecekmiş.
Hepsine birden “geçiniz” demek gerekiyor; dünyadaki ulus-devlet kuruluş deneyimlerine bakmayan, Türkiye’yi bir istisna olarak gören, “ilk günah” okuması üzerine kurulu, diyalektikten habersiz, tarihsel bir bakıştan yoksun, sınıfları, sınıf mücadelelerini, emperyalizmi analize dâhil etmeyen, donmuş, kapalı ve tarih-dışı bir bakış açısı bu.