Sosyal medya platformları kimin daha bilgili olduğunu değil, kimin daha fazla ilgi çektiğini öne çıkarıyor. Böylece görünürlük ile yetkinlik, popülerlik ile uzmanlık giderek birbirine karışıyor. Milyonlarca insan ise karşısındaki kişinin yıllar süren bir eğitimden mi geçtiğini, yoksa yalnızca etkili konuştuğu için mi uzman olarak kabul edildiğini ayırt etmekte zorlanıyor.
Geçmişte bir kişinin uzman kabul edilmesi için belirli bir eğitimden geçmiş olması, mesleki yeterliliklerini kanıtlaması ve alanında deneyim kazanması beklenirdi. Sosyal medya bu denklemi değiştirdi. Artık algoritmaların görünür kıldığı kişiler milyonlarca insan için referans kaynağı haline gelebiliyor. Takipçi sayıları özgeçmişin, izlenme rakamları ise yetkinliğin yerine geçmeye başlıyor.
Oysa bir görüşün milyonlarca kez paylaşılması onu doğru yapmadığı gibi, bir kişinin milyonlarca kişi tarafından takip edilmesi de onu uzman yapmıyor. Ancak dijital ortamın doğası gereği insanlar çoğu zaman bilgiye değil, bilgiye benzeyen içeriklere maruz kalıyor. Güçlü bir anlatım, etkileyici bir kurgu ve yüksek özgüven, uzmanlık algısı yaratmak için çoğu zaman yeterli olabiliyor.
Türkiye’de durum dünyanın geri kalanından çok farklı değil. Sosyal medyada birkaç dakika geçirmek; yatırım uzmanlarından ilişki danışmanlarına, beslenme tavsiyeleri veren hesaplardan psikoloji içerikleri üreten fenomenlere kadar yüzlerce farklı “uzmanla” karşılaşmak için yeterli.