Özgür Orhangazi: Karşımızda daha yapısal bir tıkanma var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sıkışmayı yalnızca faiz, kur, enflasyon ya da Merkez Bankası kararları üzerinden okumak artık mümkün değil. Karşımızda daha yapısal bir tıkanma var. 2010’ların ortalarından itibaren yoğun dış sermaye girişlerine, kredi genişlemesine, inşaata ve tüketime dayalı büyüme modeli sınırlarına ulaştı; 2018 döviz kriziyle bu sınırlar görünür hale geldi; sonrasında ise farklı ekonomi politikası denemelerine rağmen yeni ve istikrarlı bir birikim modeli ortaya çıkmadı.

Bu tıkanma, siyasal alandaki otoriterleşme eğilimi ve darbe benzeri müdahalelerle iç içe ilerliyor. Geniş toplum kesimlerine refah artışı sunamayan, ücretleri baskılamadan, kamusal varlıkları ve doğayı sermaye birikimine açmadan, muhalefeti ve örgütlü toplumsal itirazı sınırlamadan işleyemeyen bir ekonomik düzenin siyasal biçimi de giderek daha baskıcı hale geliyor.

Türkiye kapitalizmi daha önce de benzer eşiklerden geçti: 1950’lerin sonunda, 1970’lerin sonunda ve 1990’ların sonunda yaşanan krizler, yalnızca geçici istikrar programlarıyla değil, daha kapsamlı yapısal dönüşümlerle sonuçlandı. Bugün de benzer bir dönemeçteyiz. Ancak bu kez dönüşümün yönü henüz tam olarak netleşmiş değil.

Yine de son dönemde belirginleşen bazı eğilimlerden söz etmek mümkün. Bunları şimdilik beş başlık altında ele alabiliriz: Ucuz emek rejimi, ilkel birikimin hızlanması ve yayılması, enerji-ticaret-lojistik hatları üzerinden konumlanma arayışı, savunma sanayiinin yükselişi ve Türkiye’nin bir tür vergi cenneti haline getirilmesi çabası.

Özgür Orhangazi’nin yazısı