Son yüzyılın en üretken sanatçılarından biri olan David Hockney, 88 yaşında hayatını kaybetti. Hockney, yalnızca çok üretmiş bir sanatçı değil görmenin, resmetmenin ve teknolojiyi sanatın içine katmanın yollarını sürekli yeniden düşünmüş bir ressamdı.
2022 yılında Türkiye’de gerçekleşen ilk kişisel sergisine giderken, görmeyi beklediğim resimlerin son dönem yağlı boyalar olduğunu ama dijital işleri görünce önce hayal kırıklığına uğradığımı, ardından gördüğüm resimlerin canlılığı ve resimselliği karşısında hayrete kapıldığımı hatırlıyorum. Bu deneyim, Hockney’in dijital çalışmalarının ekranda değil, doğrudan resim olarak düşünülmesi gerektiğini bana göstermişti.
Hockney hiçbir zaman doğrudan bir parti siyasetiyle anılmadı. Politik konumunu daha çok yaşam tercihlerini açıkça savunması, LGBT görünürlüğüne katkısı ve sanatın geniş kitlelere ulaşması gerektiğine dair ısrarı belirledi. İşçi bir aileden gelmesi, elit kurumlara mesafesi ve teknolojiyi sanatı yaygınlaştıracak bir araç olarak görmesi de bu hattı tamamlıyordu. Bu yüzden Hockney’de resim, yalnızca görüneni kaydetmenin değil, görmenin kendisini dönüştürmenin alanıdır.
Hockney’in asıl mirası, dünyaya bakmanın değişmez değil, yeniden öğrenilebilir bir şey olduğunu göstermesidir.